Kayıtlar

Ocak, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İnsan Kullanma Kılavuzu

Resim
Hayatımıza kullanma kılavuzu lazım mı bilmiyorum. Ama fena bir fikir de değil hani... insanların tecrübelerinden oluşan nelerin yapılması gerektiğini nelerin yapılmamasını söyleyen bir kitap. Şöyle yaparsanız psikolojik sorunlar yaşayacaksınız. Şunu yaparsanız çok mutlu olursunuz. Üzüldüğünüzde sizi teselli eden, acı çektiğinizde bir müddet sonra geçeceğini söyleyen ve bazende hayatın kalıcı izler bırakacağını dillendiren bir kullanma kılavuzu... Bunun yanında insanlar kullanma kılavuzuna göre davranmalılar... Birbirilerinin dengelerini bozmamaları, aşırı duygu yüklemeleri de yapmamalılar. Herşeyi dozunda yaşamalılar. Birbirine karşı adaleti, sevgi saygı gözetmelilerdir. Böyle bir kitabın varlığına ihtiyaç var mıdır? Kesinlikle yoktur. Saydıklarımı hepimiz sayıyor, biliyoruz. Böyle bir kitabın varlığı olsa okuyacakmıydık bu da kuşkulu  durum tabi... Mesele bilmek değildir. Bildiğimi ne kadar hayata dahil ediyoruzdur. İnsanları üzmemek onları mutlu etmeyi bilmek gerektiğini e...

Di'li Geçmiş Zaman

Resim
Di'li geçmiş'le bahsettimiz her insan uzağımızdadır. Ve bir insanı di'li geçmiş zamanla anmak ne zordur. Bir de bu insan, biten bir yazın ardından sonbaharla ardına ağıtlar yakılmış biriyse... Bilirim göç edilişlerin mevsimi yoktur. Ama sonbahar beyaz örtüsünü üzerine çekti mi? Özlemlerimiz iç sancılarımızla can çekişmeye başlıyor... Sonra farkediyorum ki en çokta masum ayrılıklarımız ağır basıyor... Herşeyin üstesinden gelemeyiz ama şunu yapabiliriz. Hayatın zaman zaman bizi bir sıfır geri götürüşlerini beraberlik durumuna getirmeliyiz. Bunun yolu da farkındalıktan geçer. Gösterdiğimiz irade yeteri düzeyde direnç göstermesi halinde  bunu başarabiriz. Bunun için kendimizden öte; etrafımıza bir bakalım. Etrafımızdakilerin acısıyla yanalım öncelikle... Bu bize hayatın gerçeklerini en iyi şekilde öğretecektir....

Hayatın Bize Oyunu

Resim
Hayatın bize bir oyunu bilinmez ama bugün dört ayrı durumu ele alacağım. Her zaman ki gibi önce olumsuzlardan başlayacağım.. Birinci durum: Yanlış zaman, yanlış insan durumunu ele alalım. İki açıdan kayıp söz konusu; zamanı gelmediği için gereksiz bir çabayla "yol almaya çalışmak." Bunu bir tarafa atıyorum. Kötü tarafı yanlış insanı farkedememekte... Hal böyle olunca da birinci durumdan hiç umut olmadığını sezdiğimize göre ikinci duruma geçelim. İkinci durum: Doğru zaman, yanlış insan; zaman açısından farkedilişler başlamıştır. İnsan hayata bakış açısını kazanmakla beraber bazı konularda olgunluk gösterme yetisine sahiptir. Geleceğine yönelik hedefler peşindeyken yanlış insanlarla karşılaşması durumunda olumsuzluklara kapılabilir... Üçüncü durum: Yanlış zaman, doğru insan; keşkelerin boy gösterdiği zaman dilimidir. Doğru insanlar kaybedildiği, yeni arayışların olduğu ve hep umutların gel gitler yaşadığı anlardır. En önemlisi de önyargıların kırıldığı dönemdir. Ama ...

Aşk Düşmanlığa Dönüşür Mü?

Resim
Aşk düşmanlığa dönüşür mü? Bu soruya iki türden cevap yazacağım. İlkinde evet demeyi tercih ediyorum. Aşk düşmanlığa dönüşür. Her şey yolundayken, çiçekler açmışken kelebekler uçuşurken iki taraftan biri diğerini geride bırakıyorsa geride kalana aşk düşmanlığa dönüşebilir. El göz üstüne tuttuğuna kin, nefret, öfke kusmaya başlayabilir. Ve insan psikolojisi çoğu zaman buna müsaittir. Sebep yokken terk edilen biri için herşey yalandır bakış açısını oluşturmaya yetiyor. Herşey yalansa, yalancılar düşmandır. En çokta kendi çevremde işittiğim kadarıyla bunu söylüyorum. Terk edilen birinin psikolojisi daha çok "ağır abi" tarzında olur. Gittiyse yolu açık olsun. Bunun üzerine karşı tarafa biraz hakaret edilir. Kişi gerçekliğiyle yüzleşirse olay kapanır. Hayır bu süreç uzun sürerse aşk düşmanlaşır. İkincisinde hayır aşk düşmanlığa dönüşmemeli. Demek istiyorum. Buna inandiriyorum kendimi... Bu hem kaderci anlayışa ters bir durum. Hem de düşmanlaşan aşklara tepkimdir. Güzel anılar...

Film Önerisi Mommo

Dün gece bir gerçek yaşam öyküsünden uyarlanmış, öksüz abi ve kız kardeşin öyküsünü anlatan "Mommo" adındaki filmi izleyerek bu satırları yazıyorum. Filmin baş karekteri Elif Bülbül filmdeki karekteriyle Ayşe, daha önce hiç sinamaya gitmemiş, daha 9 yaşındaki bir kız çocuğu... Bulunduğu okula bir gün sinamacılar geliyor.  Öğrencilerin teker teker görüntülerini çekiyorlar.  Elif, sessizce herşeyden habersiz bir köşede duruyor. Ama yönetmenin gözü onun üzerinde ve onu oynatmayı düşünmekte nitekim oynatmaktadır. Hikaye  tam burada başlamakta; rolünden habersiz Elifin(Ayşenin) bir oyundaymış edasıyla tüm çocuk içtenliğiyle baş rolde bulunmuş olur. Her şeyi bir kerede kavrayan kahramanımız profesyonel oyuncularının yapmacık hallerini öyle bir bastırıyor ki, filmde Ayşe'nin babasını oynayan, Mustafa Uzunyılmaz, ilk sahneden  sonra sette bir köşeye geçip ağlıyor. Filmi izleyince aldığım o sadelik gerçeğe hitabı hele de film gerçek bir yaşam öyküsünden alınmış olması...

Mutluluğun Değil De Mutsuzluğun Resmi Yapılmıştır.

Resim
Mutluluğun değilde mutsuzluğun resmi yapılmıştır. Şu zamana kadar gördüm ki insanların hatıralarında daha çok mutsuz kaldıkları anılar saklı kalıyormuş. Bu nedenle çoğu insan zamanla yorulmuşluk sendromuna yakalanır. Yaptığı hiç bişeyden zevk alamayan, sürekli acı hisseden ve ya ben çok şey yaşadım demeler dolanır diline, bu yorulmuştuktan sonra olgunlaştığını düşünür. Ve gerçekten bu süreç sonunda da olgunlaşılır. Ama yine de bu sendoruma yakalanmayın. Şu meşhur Frida kahlo'yu çoğunuz duymuştur sanırım. "Talihsizlikler onu 6 yaşında yakaladı. Geçirdiği çocuk felci sonucunda bir bacağı diğerinden daha zayıf kaldı. Bu onun okul sıralarında “Tahta Bacak Frida” olarak anılmasına sebep oldu. Bu yüzden tüm hayatı boyunca hep uzun etekler giydi." Bu ilk olmadı. Frida 18 yaşındayken, o zamanki aşkı Alejandro Gomez’le okuldan eve dönerken bindikleri otobüs bir tramvay ile çarpıştı. Çok sayıda yolcunun ölümü ile sonuçlanan bu kazada Frida ağır yaralandı. Yolcuların tutunduğ...

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

Sizce acı çekmek kötü bişey mi? Eksileri olduğu kadar artıları yok mudur? "Acının da iyi yönü mü olur?" Diye mi düşünmektesiniz. Oluyormuş acınında eksileri olduğu kadar artıları da oluyor. Biz eksikleriyle meşgulken artılarını göz ardı ediyoruz. Düşünün acı kavramını hayatınızdan çıkarmış bulunmaktasınız. Bütün dramatik olaylar karşısında bir tepkiniz yok, sevdiğinden ayrılıyor, sizi terk edenler oluyor, sevdiğiniz biri ölüyor. Ve bu durum karşısında sadece anlamsız bakışlarla izliyorsunuz. Bir kitap okumaya başlıyorsunuz. Kitaptaki tüm duygulara sahipken acıya gelince bir boşluk oluşmaya başlıyor. Bir boşluk var biliyorsunuz. Ama acı diyerek dolduramıyorsunuz. Birini özlüyorsunuz, birileri sizi üzecek, birileri sizi kıracak ama siz bu durum karşısında acı nasıl çekilir bilmeyeceksiniz. Dışarda dolaşacaksınız acı hayatlarıyla boğuşan onca insanlarla karşılacaksınız acılarını paylaşamacaksınız. Acı da bir nimet olmalı değil mi? Acıya da şükredebilmeli insan değil mi? Yo...

Tercih

Nedense insan hep en çok sevilen olmak ister. Ebeveynler tarafından diğer kardeşlerden daha fazla, sevdiği kişinin gözünde en çok sevilen, hatta kişinin daha önce sevdiği kişilerden daha çok sevilmek ister. Bu insanı bir tercihe zorlamaktır. Düşünün neyi tercih edeceğinizi, kimi tercih edeceğinizi, kimlerle kıyaslanacağınızı... ve nerde vazgeçilen olacaksınız. Güneydoğu Asyadaki büyük deprem sonrasında sulara kapılan bir anne gücü kesilince, 5 yaşındaki oğlunu bırakmak zorunda kalıyor. Anne ve kucağındaki 20 aylık çocuk direniyor. Mucize eseri, sular çekilince 5 yaşındaki çocuğu da kocasıda ortaya çıkıyor. Ve siz şimdi 5 yaşındaki çocuk olsaydınız. Böyle bir durumda anneniz sizi değilde diğer kardeşinizi tercih etseydi. Sizden vazgeçmesini nasıl hazmederdiniz? Acaba çoçuk ileri ki zamanlarda Sadece annem beni bıraktı mı diye kalacak? Ruhu nasıl gelişecek? Ve çocuk bir tahta parçasına tutunarak kurtulmuştur. Acaba diyorum. Annesinin tercihi sevme duyusunu yitirisine sebep olacak m...

Şimdiki Aklınızla Başa Sarmayın!

Resim
"Şimdiki aklımla yeniden başa sarsaydım." Dediğinizi duyuyor gibiyim. Şimdi ki aklınızla tekrar başa sarmış olsanız dahi yeniden acı çekmeye başlayacaktınız, yeniden kıracaktınız, yeniden birileri zaafınızdan yararlanıp sizi kendinize bağlayacaktı. Dolayıysa dilediğiniz kadar başa sarın yaşadığınız hep bir yerleriniz sızlayacak, kağıt kesikleriyle kanayacak bir yerleriniz, bunun yanında birileri hep en acı yerinizde ama böyle,  şöyle diyerek zaafınızdan yararlanacak... Bir kırıklıkla söylediğiniz "artık kimseye güvenmeyeceğim." Sözünü unutmuş bulunuyorsunuz. Karşılaştığınız ilk kişiyle tereddütsüz acı bir sonu yeni bir başlangıcı kutlamaya başlamışsınızdır.  Bu ne son olacak ne de ilk gel gitlerle şu anlık aklınızla dalga geçmeyi bırakın. Şu an aklınızla ne geçmişinize ne de geleceğinize yön verebilirsiniz. Şu anlık kararlarınız geçmişten tecrübe etmeyi öğretebilir ve unutturabilir. Bunun için şu anlık aklınızla başa sarmayı bırakmalısı...

Beyaza Gece Çökünce

Beyaza gece çökünce siyah olurmuş herşey. İnsanlar da buna dahil. Bir fark var ki insanlar en küçük bir umutsuzlukta  karartır tüm güzelliklerini, unutmaya başlar; gökyüzünün mavisini, kısa ömrüyle güzellikler sunan kelebekleri, gece kuşlarını, güzel insanlarını... Hayatın acı tarafı mutlaka vardır. Mutlaka her daim neşeli olmayacağız. Mutlaka kırgınlıklarımız olacak. Sırf böyle olacak diye yaşamın güzel tarafından kopamayız ki. Hiç acı çekmeyen, üzülmeyen, kırılmayan insan biliyor musunuz? Biraz düşündükten sonra yok dersiniz herhalde. Sırf kırıldığından su içmeyen, yemek yemeyen işine gitmeyen insan biliyor musunuz?