Kayıtlar

Hakikat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Tecrübe Nedir

Resim
Onca emekle üst üste koyduğumuz umutlarımızı, hafif bir rüzgar esintisi değil miydi yere seren... Kaç gece de toparlamıştık onca düşümüzü, sarsılmaz bağlarımıza ne oldu? İçimizde neden kırıklar oluştu ki... Tecrübe nedir? Kaç kırılmadan sonra kazanılır ki tecrübe, kaç gidene alışıldıktan sonra tecrübeden bahsedilebilir ki. Bu gibi şeylerin tecrübesi olmaz.  Tecrübenin ne olduğunu söyleyeyim mi? Uzayıp giden sorunların merkezindeki bireyler olarak, sanırım deneyimlerimizin hepsi başarıyla sonuçlanması pek mümkün değildir. İşte bu nokta da ister başarılı olalım ister başarısız, deneyimlerimizin sonucundan kendimiz için yapabileceğimiz en iyi seçim tecrübe olarak nitelendirilir. Çünkü en iyi seçimi yapabilme kabiliyeti daha önceki iyi ve kötü tüm sonuçlara karşı bize iyi seçimin hangisi olacağı hakkında yaşamsal bir kurtuluş yolu sunmaya başlıyor. Bu tecrübedir. Örneğin hatalarımızın özgüvenimizi yerle bir ederken, başarının ipini yakaladığımızda devamının kendiliğinden gelmesi durumu...

Müzik Tiklerimi Durduruyor

Resim
Bugün bir hikayemiz var. Hikayemize geçmeden önce kendim dahil herkese bir kaç soru soracam, doğrusu herkesin kendisine bu soruları sormasını isteyecem. İlk ne zaman hatırlamaya, anlamaya kendinizi fark etmeye başladınız? Mesela ben karanlık bir gece de kedilerin miyavlamasını milat kabul ediyorum. Öncesi yok bende küçüktüm, küçükler küçüklüğünü hatırlayamazlar. Etrafıma baktığımda iki kolum, iki bacağım, iki gözüm, iki kulağım bir de burnum vardı. Konuşmayı, görmeyi ve duymayı da biliyordum.  Bir çok şeye sahiptim diye düşünüyorum. Ve bu durumu hiç sorgulamadım. Neden kolum, bacağım, gözüm, kulağım yok diye hiçte düşünmedim. Hatta olmadığı için bu durumu yadırgamadım. Peki siz hatırladığınız o ilk andan beri mevcut fiziksel ve doğuştan gelen kalıtsal rahatsızlıklarını yadırgıyormusunuz? En önemlisi de sizden daha mantıklı, daha zeki daha inanç sahibi biri karşısında kendinizi aptal gibi hissediyor musunuz? Bu durum karşısında insanların size nasıl yaklaşmasını beklersiniz? Siz...

Basit Hataların Sarmaşıklarıyız

Resim
Zaman zaman basit hatalarla büyük bedeller ödeyen insanlar olmalıyız.  Zamanında yapmamız gerekenleri ertelemekten dolayı üzerimizde bişeylere geç kalmışlığın pişmanlığı var... Hepimiz iyi şeyler olsun diye bekliyoruz. Pek olmuyorsa beklediğimizden olabilir. Bazen de harekete geçmekte bişeyi değiştirmiyor olabilir...  Bazen de doğru insana gereği gibi şans verememenin bıraktığı acı bir tat var... Önümüze çıkan iki yolun uçuruma çıkan tarafını tercih ediyoruz. Ama uçurumlardan uçmayı bilmiyoruz. Hep düşüyoruz. Düşüyoruz ama ölmüyoruz. Ölumcül olmasada kalıcı izler taşıyoruz...  Aslında hepimiz attığımız her adımda tekrar tekrar düştüğümüz bir uçuruma sahibiz...  Bunun yanında heveslerimizin bizi sürüklediği, benliğimize ihanet edercesine affedemeyeceğimiz bir yanımız var... Gururdan öteye ihanet saydığımız adımların tümü buna dahil, kabullenemiyoruz işte... Herşeye rağmen iyi olmasını istediğimiz bişeyler var yine... Umut biriktiriyoruz: Yürürken, uyurken ve yaşa...

Acıyla Yüzleşmek

Resim
Çok defa tökezlediğimiz ve bir mücadele süreci olan bu hayatta çok isterdim, size her şey güzel olacak demeyi... Lakin üzülerek hayatın bu kadar kolay olmadığını hatırlatmak zorundayım. Bu nedenle kolay olarak sınıflandıracak kadar güzel hayal edemeyiz hayatı... Farkında olmak ve bunu başaramamak... Hem Farkında olacak kadar kolay olsaydı hayat... Muhtemelen herkes mutlu olurdu. Sizce de öyle değil mi? Hem mutsuzken insanlar denizin maviliği, papatyaların güzelliği, kısacası doğanın güzelliğini ne ifade edebilir. Sorunlarla mücadele etmek kolaydır denildi bizlere ama kimse kolaymış gibi davranmadı. Önce idrak etmek gerek sonra kabullenmek daha sonra harekete geçmek ve en sonunda güzel sonuçlanmasını beklemek belki dua etmek. Kısaca acı ve devamında gelen onca sıkıntı için genel geçer yol budur. Peki öğrendiğimiz şey ne? Bu yolculuk bize ne kattı? Tekrarı olursa ne yapmalıyım?  Kendi adıma beni en iyi anlayan insanın benimle aynı şeyleri yaşamış aynı zorluklarla mücadele etmes...

İnsanlar Diyorum

Resim
Sonra aklımda kurduklarımın elde tutar bir tarafı olmadığını farkettim. O an durdum. İnanmak istemedim. Ve kabullendim.   İnsanlar mı değişiyor yoksa bir müddet sonra insanları gerçekten tanımaya mı başlıyoruz? En çokta bu soru kafamı kurcaladı. En çokta bu soru uykularımı kaçırdı. Aklımda kurgulandıklarıma gelirsem, ne bileyim insan böyle her şeyden uzak herşeyden berrak herşeyden saf herşeyden şeffaf hisle yaklaştığı insanlar karşısında malesef ki hayal kırıklığı yaşıyor. Malesef ki hiçte istediği kadar güzel sonuçlar elde edemiyor. malesef ki hiç bir şey istediğimiz kadar pamuk tadında olmuyor. Bu anı ilk yaşadığım andan beri artık hiçte eskisi kadar saf bir düşünceye sahip olamadım. İnsanlar resmen bana kötülüğü öğretmişlerdi. Malesef ki insanlar hakkındaki düşüncelerimde olumsuzluklar başlamıştı. Birazda onlar gibi olmaya başladım. Içime kin, öfke, nefret dolduruyordum ki. Bir an tak etti bende bir şeyler herkes gibi olsaydım. Ne farkım kalacaktı. "Herkes gibi...

Ya Mutluysak

Resim
Düşümüz kadar var kuramadığımız düşler kadar yokuz. Eksik olan cümleler değil  eksiklik koca bir sessizliğe sürüklemiş bizi... Hapsolduğumuz yalnızlığımızda bucalarken bir kaç ritimle telafi ediyoruz onca anıları... Sonra farkediyoruz. İnsanın en çok kendisiyle alıp veremediği bir şeyleri olur. Herşey yolunda giderken durup durup kendisini mutsuzluğa iten birşeyleri bulması acaba dedirtiyor ya mutluysak ve  mutlu kalmayı bilmiyorsak... Değişmeyen kaderimiz bu mudur? Bütün yollar ayrılırken bir birinden tekrar mutsuzluğun uzandığı yola doğru adım atmak kaderimiz mi? Ne zaman yalnızlaşır ki insan birilerinin gitmesiyle mi yoksa insanın kendisini terk etmesiyle mi başlar yalnızlık? Tam da insanın kendisini terk ettiği an mutlu kalmayı beceremediği andır. Mutsuzluğu tercih ederken yalnızlığa attığı adımlar birer bahanedir. Kader cizgisinde insanın kendisi için mücadelesinin payı vardır. Yani açık olmak gerekirse kaderimiz bir nevi birazda tercihlerimize bağlı bırakılmıştır....

Gerçek Ne?

Resim
Gerçek  ne? Aslında  gerçeğin  ne olmadığını  anlatabilirsek geriye gerçeklerimiz  kalmış  olacak  gerçeğin ne olmadığını ise var olmasına  rağmen anlamsal olarak hiç  birşey  ifade etmeyen herşey gerçek  değildir.  Yani bir şeyin  var olması  onu gerçek  yapmaz. Gerçeğin  ne olduğunu  ancak gerçek  olmayanlarla tanımlayabiliriz. Yanlış  olmasa doğru gerçek olamaz en temel anlamda... Ve herbirimizin  geçmişten  gelen inanarak  bağ  kurduğumuz anılarımızın birer  gerçeğe  dönüştüğünü inkar edemeyiz. Gerçeğin  her zaman güzelliklerden  ibaret olduğunu söyleyemeyiz elbette. Acı  gerçeklerimiz de tamamen anlamlı kıldığımız  acı  deneyimlerimizin düşünceye  dönüşmesinden  dolayı gerçeğimiz oluyor. Ama ben yine inadına  ardımda kalanları anımsıyorum, sonra  bir ritim kaplıyor dört yanımı, gidişlerin gerçe...

Unutmadığımız Anılar

Resim
Ölsem dahi unutmayacağım dediğiniz kaç anı hatırlıyorsunuz? Kendi adıma söyleyeyim: "Öyle zamanlar oldu ki hiç bitmesin istedim. Ama anılarım birer birer elimden kaçar hale gelmişti."  Onun için unutmak tercihimdi, benim için kaçıştı çünkü kimse kötü zamanlar biriktirmek istemez. Sanırım benim de olumsuzları hayatımdan silmem gerekirdi. Buna rağmen adını koyamadığımız anılarda biriktirdim. İçimdeki yaşama sevincini coşturan anılar... Her anımsamam da küçük gülümsemeler bırakan anılar... Hala hayallerimin malzemesi olan anılarım var. Yine koca eksiklikler var bende sildiğim bir sürü koca zamanlar da var. Ama sizde benim gibisiniz. Adını koyamadığınız anılarınızla bir nevi yaşama sevincinize destek oluyorsunuz. Sıra olumsuzluklara gelince bir sürü acı çekiyorsunuz baş edemeyince de silmeye başlıyorsunuz kötü zamanlarınızı... Sonra hiçleşmiş koca bir boşluk bırakıyoruz. Peki hiçin içini dolduranı duydunuz mu? Hiç içinde ayrı bir parantez açmak lazım sanırım. Varlığ...

Elma kokusunu sever misiniz?

Resim
Elma kokusunu sever misiniz? Ya da şöyle sorayım... Hiç elma yerken boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım. Bundan tam 37 yıl önce 16 Mart 1988 sabahı... Elma kokusuyla uyandı HALEPÇELİLER...  Sevinçle mutfağa yöneldiler önce... Kokunun mutfaktan gelmediğini anlayınca camlarını açtılar... Baktılar ki koku dışarıdan daha çok çok hissediliyor. Hemen dışarıya akın ettiler merak ve heyacanla... Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyacanla dışarıya çıkmış... Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu... Ama bir yandan da derinlerinde bir yanma hissetlier sanki... Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu... Koku daha da şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da... Yanma artarken derileri morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla... Bir an önce suya ulaşmalılardı...  Kendilerini can havliyle suya attık...

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

Sizce acı çekmek kötü bişey mi? Eksileri olduğu kadar artıları yok mudur? "Acının da iyi yönü mü olur?" Diye mi düşünmektesiniz. Oluyormuş acınında eksileri olduğu kadar artıları da oluyor. Biz eksikleriyle meşgulken artılarını göz ardı ediyoruz. Düşünün acı kavramını hayatınızdan çıkarmış bulunmaktasınız. Bütün dramatik olaylar karşısında bir tepkiniz yok, sevdiğinden ayrılıyor, sizi terk edenler oluyor, sevdiğiniz biri ölüyor. Ve bu durum karşısında sadece anlamsız bakışlarla izliyorsunuz. Bir kitap okumaya başlıyorsunuz. Kitaptaki tüm duygulara sahipken acıya gelince bir boşluk oluşmaya başlıyor. Bir boşluk var biliyorsunuz. Ama acı diyerek dolduramıyorsunuz. Birini özlüyorsunuz, birileri sizi üzecek, birileri sizi kıracak ama siz bu durum karşısında acı nasıl çekilir bilmeyeceksiniz. Dışarda dolaşacaksınız acı hayatlarıyla boğuşan onca insanlarla karşılacaksınız acılarını paylaşamacaksınız. Acı da bir nimet olmalı değil mi? Acıya da şükredebilmeli insan değil mi? Yo...