Kayıtlar

Aşka Dair etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Mektuplarla Veda

Resim
Kaç şiir gecti aradan bilmiyorum ama ben seni özledim. İlk oyuncağımla oynadığım mutluluk gibiydi seninle acılarım. Belkide acılardı beni sana bağlayan. Olmadı ilk oyuncak oynamasını bilmedigin için kırılır ya hep. İşte ben oynamasını bilmediğim için sende beni kırdın. Ve hep senden büyük birinden abladan, abiden, babadan ,anneden istersin ya tamir etmesini, edemediler kalbimi tamir. Olmadı her bir araya getirdiklerinde parçaları bir yapboz gibi uyandığımda yine parçalandı. Aslıda senin suçun yoktu ama kızacak biri lazımdı bana. İnsan en cok sevdiğine kızarmış ya benim ki de ondan. Ama hiç uyanmamayı diledim uzunca bir süre. Hayata baglı yaşayıp ama ipim hic kopmasın istedim.  Hayat salıncağında sallanmak ama hiç kopmasın istedim ip.  Olmadı koptu...   Bakma simdi özlem duyduğuma geçmişe. Dönebilseydim o günlere hiç aşık olmamak isterdim sana. Hiç yazmak istemezdim gönderilmemiş mektuplarımı. Hic yakmak istemezdim onları. Aşkı böyle yakan bir duygu olduğunu bilmek istemez...

Tecrübe Nedir

Resim
Onca emekle üst üste koyduğumuz umutlarımızı, hafif bir rüzgar esintisi değil miydi yere seren... Kaç gece de toparlamıştık onca düşümüzü, sarsılmaz bağlarımıza ne oldu? İçimizde neden kırıklar oluştu ki... Tecrübe nedir? Kaç kırılmadan sonra kazanılır ki tecrübe, kaç gidene alışıldıktan sonra tecrübeden bahsedilebilir ki. Bu gibi şeylerin tecrübesi olmaz.  Tecrübenin ne olduğunu söyleyeyim mi? Uzayıp giden sorunların merkezindeki bireyler olarak, sanırım deneyimlerimizin hepsi başarıyla sonuçlanması pek mümkün değildir. İşte bu nokta da ister başarılı olalım ister başarısız, deneyimlerimizin sonucundan kendimiz için yapabileceğimiz en iyi seçim tecrübe olarak nitelendirilir. Çünkü en iyi seçimi yapabilme kabiliyeti daha önceki iyi ve kötü tüm sonuçlara karşı bize iyi seçimin hangisi olacağı hakkında yaşamsal bir kurtuluş yolu sunmaya başlıyor. Bu tecrübedir. Örneğin hatalarımızın özgüvenimizi yerle bir ederken, başarının ipini yakaladığımızda devamının kendiliğinden gelmesi durumu...

Kırılmalara Alışma Tabiri

Resim
 Hayat tüm inancınızla birine karşı duyduğunuz sevginin hüzne dönüşme sahnesidir. Ve hayat ilk kırıkların oluştuğu bir durakta tüm kırılmalara alışma tabiridir. Buna sebep olan durumu sorguluyorum. Ve yıllar öncesine küçük bir yolculuğa çıkıyorum. Uzaktan uzağa yakınlık duyduğum birine karşı nedensiz mesefaler girmeye başlıyordu aramıza, arada bir de aramızdaki bağın hiç kopayamayacağına dair bir inanç oluşuyordu içimde.. Garip kurduğum cümleler, düşlerimde ki o, yaşadığım tüm anılarım... Tarifine yetmiyor kelimelerim öyle bir tuhaflıkla doluyum. Hayat diyorum tecrübe kazanmak için yeterli bir zaman sunmuyor. Birine karşı duyduğunuz sevginin küçük kırıntılarla hüzne dönüştürüyor.  Bir yanım tüm hüznümle onda kalmayı beceriyor. Bir yanım da harabeye dönüşüyor hala ve sanırım ansızın bir sarsıntıyla kendimi derin bir enkazın altında buluyorum. İçimde bir felaket kopuyordu. En çokta onu incitiyordum orda... Şöyle söyleyeyim  "Ne kadar kırılırsanız kırılın, insan hep birine s...

SUSTUKÇA SAVRULUYORUZ

Resim
“hayata direnebildiği oranda yaşıyor insan aslında.”ve herkes farklı yollarla gösteriyor direncini. Bağırabilen bağırıyor, yazabilen yazıyor; ikisini de yapamayanlarsa var gücüyle susuyor işte; oysa ki anlatacakları sadece birinin değil, belki de dünyada milyonlarca insanın yaşadığı bir hikaye. Adları, yüzleri, yaşları, yaşadıkları farklı da olsa kaderleri aynı olanların hikayesi… sustukça savrulanların hikayesi… hep birlikte az da olsa kulak verelim mi, bu dilsiz hikayeye? Biz; sahip olduğumuz her şey hep bizim kalacak sanıyoruz. Hiç; ama hiç kaybetmeyeceğiz. aklımızın köşesinden bile geçmiyor. Oysa yıllardır biriktirdiğimiz servetimizin kül olmasına bir kibrit yetiyor. Savruluyoruz. biriktirdiklerini dağıtmaya bir rüzgar yetiyor. Dağılıyoruz, kopup gidiveriyoruz. Kötü şeyler hep bir başkasının başına gelir sanıyoruz. Başımıza gelince anlıyoruz. Sobadan sızan gazda bir aile yok olup gidiyor. “vah vah” diyoruz. savaşlarda çocuklar ölüyor “kahretsin” diyoruz. Bir baba evladının cesedini...

Kalp kaç ritimle atar

Resim
Kalbimin ritmine bir nota daha eklemeye başlıyorum. Öğrenemediğim kaç duygu daha var. Kaçı güzel kaçı kaçamaklı bilmiyorum. Sadece biliyorum ki her günün başlangıcında ve her günün sonunda benden farklı bir ben oluyorum. Bazen kalbimdeki ritimler, birbirine karışıyor. Bazen de içime sığmaz olup göğüs kafesiminden dışarıya fışkırmak isteyişiyle sarsılıyorum.  Sahi kalp kaç ritimle atar biliyor musunuz? Kaçıncısında göğüs kafesimiz dolup taşar. Tüm duygular için bu böyle mi? Karşılaştığımız her duygunun ilk anı tarif edilir gibi değildir. Mutluluk barındırsın acı taşısın bir gerçeği var uyku kaçırır türden olur. Bazen de iyi bir başlangıç sanırsın ki aradan kısa bir zamanın ardında iç çekişmelere sebep olan engellerle karşılaşırsın... Bu tıpkı yeni tanışan iki insan gibidir. Önlerindeki engelleri göremeyip, hayatlarının genel bir taslağını oluşturmaya başlarken ikisinden birinin ölümcül bir hastalığının ortaya çıkması gibidir. Aksiler, hayatın her yerinde çelme takmayı hep başarırl...

Turuncu Başlıklı Kız

Resim
Bazı günlerde birden gözlerimi açarak uyanırım. Üzerimden yorganı atar ve oturmaya başlarım. Gülümserim gülümserim ve ardından bir daha gülümseyip kahkaha atarım. Şarkı söyleyerek o nefret ettiğim yatak örtüsünü zevkle düzeltmeye başlarım. Hissettiğim şey tam olarak coşku, mutluluk ve heyecan. Hayır güzel bir rüyadan uyanmadım. Hatta rüya bile gördüğümü hatırlamıyorum. Bedenimi saran mükemmel bir enerji ile doluyum sanki. Aramızda kalsın ben biraz deli olabilirim.  Bu sabah ta öyle uyandım. Sanırım bugün hayatımın dönüm noktası. Evet kesinlikle tam olarak hissettiğim bu. Bugün harika şeyler olacak. Güzel uyanışımın bir anlamı olmalı değil mi? Yüzümü yıkadım kendime baktım ve sen efsane bir kadınsın dedim kendi kendime. Mutfağa geçip çay demledim ve caz müzik listemi açtım Louris Armstrong vardı listenin ilk başında. 2 yumurta haşladım tabağıma 3 tane yeşil zeytin yarım havuç, elma ve  biraz peynir koydum. Bunları yaparken dans ettim. Neşemse kat kat çoğalan çikolata şölen...

Basit Hataların Sarmaşıklarıyız

Resim
Zaman zaman basit hatalarla büyük bedeller ödeyen insanlar olmalıyız.  Zamanında yapmamız gerekenleri ertelemekten dolayı üzerimizde bişeylere geç kalmışlığın pişmanlığı var... Hepimiz iyi şeyler olsun diye bekliyoruz. Pek olmuyorsa beklediğimizden olabilir. Bazen de harekete geçmekte bişeyi değiştirmiyor olabilir...  Bazen de doğru insana gereği gibi şans verememenin bıraktığı acı bir tat var... Önümüze çıkan iki yolun uçuruma çıkan tarafını tercih ediyoruz. Ama uçurumlardan uçmayı bilmiyoruz. Hep düşüyoruz. Düşüyoruz ama ölmüyoruz. Ölumcül olmasada kalıcı izler taşıyoruz...  Aslında hepimiz attığımız her adımda tekrar tekrar düştüğümüz bir uçuruma sahibiz...  Bunun yanında heveslerimizin bizi sürüklediği, benliğimize ihanet edercesine affedemeyeceğimiz bir yanımız var... Gururdan öteye ihanet saydığımız adımların tümü buna dahil, kabullenemiyoruz işte... Herşeye rağmen iyi olmasını istediğimiz bişeyler var yine... Umut biriktiriyoruz: Yürürken, uyurken ve yaşa...

İnsanlar Diyorum

Resim
Sonra aklımda kurduklarımın elde tutar bir tarafı olmadığını farkettim. O an durdum. İnanmak istemedim. Ve kabullendim.   İnsanlar mı değişiyor yoksa bir müddet sonra insanları gerçekten tanımaya mı başlıyoruz? En çokta bu soru kafamı kurcaladı. En çokta bu soru uykularımı kaçırdı. Aklımda kurgulandıklarıma gelirsem, ne bileyim insan böyle her şeyden uzak herşeyden berrak herşeyden saf herşeyden şeffaf hisle yaklaştığı insanlar karşısında malesef ki hayal kırıklığı yaşıyor. Malesef ki hiçte istediği kadar güzel sonuçlar elde edemiyor. malesef ki hiç bir şey istediğimiz kadar pamuk tadında olmuyor. Bu anı ilk yaşadığım andan beri artık hiçte eskisi kadar saf bir düşünceye sahip olamadım. İnsanlar resmen bana kötülüğü öğretmişlerdi. Malesef ki insanlar hakkındaki düşüncelerimde olumsuzluklar başlamıştı. Birazda onlar gibi olmaya başladım. Içime kin, öfke, nefret dolduruyordum ki. Bir an tak etti bende bir şeyler herkes gibi olsaydım. Ne farkım kalacaktı. "Herkes gibi...

Tutunduğumuz İnsanlar

Resim
Bilmeden olan bişeyler vardır. Zira kimse bilerek gidip kimseye tutulmak istemez. Ve kimse ağır bir yükü yüklemek istemez.   Hayatta tutunduğumuz her insan, bize ağır yüklerin başında gelir. Tutunduğun ilk anın hemen sonrasında endişelerle karşı karşıyasınız. Korkular başlar kaybetmeye dair. Bir türlü o sağlam bağı kuramayınca insan, hep o yükün altında kalacağını sanır. Güzel tarafın, acı tarafıdır endişe, her an kaybetme korkusu, aksilerin olacağını düşünmek. Sağlam bir irade gösterememek, kaybedersem ne yapacam endişesi...  Tutku, inancın irade gösteremediği yerdir. İnsanın, gerçeğiyle yüzleşmekten kaçtığı duraktır. Zaman geçtikçe ertelenen, ertelemedikçe korkuların, gerçeğe dönüştüğü bir dünya, kaybetmelerin uçurumlarından insanın kendisini bıraktığı yerdir. Hal böyle olunca da bir hayat boyunca, bu çizgi üzerinde gel gitler yaşarız. Her seferinde aynı uçuruma tekrar tekrar düşeriz. Oysa insan insana tutulmanın ötesine geçebilmeli! Sağlam bağlara sarılmalı! Haki...

Beyaz Mendil

Resim
Kızın, sevdiğine verdiği beyaz mendil romantik mi? Ya Çocuğun o mendili göğsünün üzerinde saklaması... Bilmiyorum, bizim için pekte bir şey ifade etmez. Ama izlediğimiz köy hayatında geçen film aşkları, insanları etkilemiyor da değil... Bütün aşkların bir mendil üzerine kurulduğu dönemleri geride bırakmışız sanırım. Bez medilleri de en son ilkokul yıllarımda görmüştüm. Ve hayatımız kağıt peçetelere döndü. Bir kullanımlık, sonra çöpe atılmalık... Aşkları sembolik kılan bir mendil bile hikaye yazdırabiliyor, filimlere konu olabiliyor. Türkülerde yer edinebiliyor. Samimi bir ilişkinin parçası haline gelebiliyor. Yaşamadığımız bir durumun, filmlerdeki kısa kesitlerin özlemini taşıyoruz. Güzel olanı seçebiliyoruz. Ama modern yaşamların kısa ilişkilerini de reddedemiyoruz. Samimiyet algımızda da büyük problemler seziyorum. Bunun nedeni de sanırım kolay erişebildiğimiz, aşkların, insanların yeterince değer kazanamamasına sebep oluyor... Kağıt peçete değiştirir gibi bir durumun oyuncula...

İlk Karşılaşma (2.bölüm)

Resim
Hayat ilk karşılaşmalarda birer fırsat sunar hepimize, sonrası acısıyla tatlısıyla yaşarız. Bazen de payımıza ne düşeceğini hiç bilemeyiz. Bu bölüm " İlk Karşılaşma " yazısının devamı niteliğindedir. Şimdi kaçıncı karşılaşma adam da, kadın da bilmiyor. Ama ilk karşılaşmayı hiç unutmadılar... Hayatlarına öyle acılar sığdırdılar ki; bütün engeller onları ayırmaya inat etmişken, onlar kanayan yaralarına tuz basıyorlardı!  İlk aksilik evliliklerin yedinci ayında kadın daha doğmamış bebeğini kaybediyordu. Adam çalıştığı iş yerinde kolunu hain doğruma makinesine kaptırıyordu. Kadın kaybettiği bebeği ile sarsılırken; adam ayrı dünyalar da bundan sonra ne yapacağını düşünüyordu. Ama aralarında ki o bağ bencil düşüncelerini hemende gömüyordu orada... Tüm aksilere inat ince bir sevgi çemberi sarmışlardı etraflarına... Tüm zorluklara inat, küçük umutlar biriktirmeye devam ediyorlardı geleceklerine... Çekilmez acı hayatlarına inat, renklerin orta kuşaklarında mor ile süslüy...

Sevdanız tutkuya dönüşmüş olabilir.

Resim
Gönül işte bazen öyle bir sevdaya tutulur ki, tam anlamıyla ne sevebilir, ne de terk edebilir. Ama aslında öyle bir bağlanmışsın ki gözlerinde o perde fark edilir hale gelmiştir. En güzel sevinçlerle bir yanın yerinde durmazken, bir yanın acı bir acizlik içerisindedir. Ve yıllarınızın en güzel hatıraları tarihe arşivlenirken, kanayan tarafı da yazıyor o sayfalara... İç çekişmeler sancılı birer sohbet konusu, ilhamınız acı bir yorgunluk ve belki de tüm teselliniz bir kahve fincanında Sevdanız berrak, riyasız, çıkarsızdır. Ölümüne kadar dediğiniz anda işler bozulmaya başlar. Hemen oracıkta bir kuşku yerleşir içinize, önceleri korkunuz yüzünden ihtimal vermediğiniz o aşkınız artık içten içe içinizi kanatmaya başlamıştır. Tutkuyla sarıldığınız sevdanız hançerleremeye başlamıştır sizi göğsünüzden.... Hala içinizde itiraf edemedikleriniz korkular vardır. Bunun üstesinden gelemeyişinizle eleştiriler başlar: Şöyle olsaydı, bunu yapmasaydı, değişmeseydi eskisi gibi kalsaydı... Söz öyle bir yere...

Gönüle Bir Haber

Resim
Bir haber düşer gönlüne için geçer içinden...  Bir yangın sarar bedenini hangi derde divanesin... Sevdasına vurulduğun yolun yarısındayken bir haber gelir durduğun yerde öylece kalırsın... Geriye aşık gönüle sus demek kalır, içinde ölene dur demek... Yüreğini mezar eylemek... Ve yolun yarısındayken, ömrüne koca yükü bindirmek... İşin acı tarafı insanın içinden sevmesi kaçıyor. Vurulduğu sevdasına kırıldığıyla kalıyor... Aşık olanın derdi mi biter? İçine gömdüğü sevdasına hançer saplar... Bir mezar taşır içinden onu bile rahata erdirmez... Bir sevdadır tutturulur... Kaldığı o yolun yarısında ölüm ile bucalatır. Ne laf dinletebilir, ne de buna sus denilebilir... Ve gönüle dert mi sorulur. Ancak dersin ki; söyle gönül neydi çaren? İçinden bir ses yükselir. Bu ses tanıdıktır. Ve derki: "Gidene geri gel mi denilir"  Ama cümleler kurmayın! Yoksa bütün yakarışlara inat içinden bir haykırış daha "Aşık olmuş bülbüle hiç sus mu denilir."

İlk Karşılaşma

Resim
İlk karşılaşmaydı; yollar iki sokağın kavşağında kesişiyordu. Adamın gönlünden sevmek geliyordu. Birini sevmeliydi. Sokağın aşağı tarafından bir kadın beliriyordu. Yolları orada kesişecekti. İlk karşılaşma adam sokağın başında öylece bekliyor. Kadın yoluna devam ediyor. Ve gözden kayboluyor. İkinci gün doğuyor. Adam yine aynı yerde bekliyor. Kadın gelip geçiyor adamı fark edemiyor. Günler geçiyor adam her gün o saatte orda bekliyor. Kadın bişeylerin farkına varıyor. Ama yine umursamıyor. Aradan bir ay geçmişti. Adam hala bekliyor. Kadın umursamadığı adama karşı biraz bakmaya başlıyor. Adam emek veriyordu. Öylece bekleyerek, yerinde durarak... Kadın bunu yeni anlamaya başlamıştı.  Günün akşamı kadın eve gelirken, adam  kafasında iyice yer edinmişti. Hatta uyurken rüyasına da dahil olmuştu. Ertesi sabah kadın heyacanla kalkıyordu. Bu sefer kadın adamı görmek istiyordu. Evden aynı saatte çıkıp sokağın başına varıyordu. Adam yerinde yoktu. Tamda her şey olacağına varırken... K...

Ayrılık Türküsü

Resim
Gidiyor, ömür gidiyor Saniyelerin hızına yetişemez oluyoruz... Ve saniyelerin gidişiyle yetinemiyoruz. Birileri bizden gitmeye başlayınca vurulmuşa dönüyoruz... Sivri bir hançer ucu kanayan yaramızı deşmeye başlıyor. Can çekişler, bir sızı sarıyor bedenimize... Zaman geçiyor, normalleşmiş gibi görünüyor... Acı dinmiş gibi, giden gitmemiş gibi, eksiklik yokmuş gibi... Gibi gibilerle ama düşlerimiz bir kere ikiye bölündü mü her vedalaşmanın bir ayrılık kadar hüzün koktuğunu, her gidişe çalan bir ayrılık şarkısı bulmaya başlıyoruz... Kör olsun mu ayrılığın gözü hadi olsun. Kör olsa yolunu şaşırır mı ki bilmiyoruz. Ya suç ayrılıkta değilse, ya suç bizdeyse... Diyarbakırın meşhur bir türküsü var kırklar dağının düzü  karanlık bastı bizi diye sürüp giden... Türkünün hikayesine göre Suzan süryani bir ailenin kızı, öncelerinde bu ailenin hiç çocuğu olmuyormuş son çareleri müslümanların kırklar ziyareti olmuş ve kırklar dağında meşhur kırklar ziyaretine gitmeye başlamış suzanın ann...

Aşk Düşmanlığa Dönüşür Mü?

Resim
Aşk düşmanlığa dönüşür mü? Bu soruya iki türden cevap yazacağım. İlkinde evet demeyi tercih ediyorum. Aşk düşmanlığa dönüşür. Her şey yolundayken, çiçekler açmışken kelebekler uçuşurken iki taraftan biri diğerini geride bırakıyorsa geride kalana aşk düşmanlığa dönüşebilir. El göz üstüne tuttuğuna kin, nefret, öfke kusmaya başlayabilir. Ve insan psikolojisi çoğu zaman buna müsaittir. Sebep yokken terk edilen biri için herşey yalandır bakış açısını oluşturmaya yetiyor. Herşey yalansa, yalancılar düşmandır. En çokta kendi çevremde işittiğim kadarıyla bunu söylüyorum. Terk edilen birinin psikolojisi daha çok "ağır abi" tarzında olur. Gittiyse yolu açık olsun. Bunun üzerine karşı tarafa biraz hakaret edilir. Kişi gerçekliğiyle yüzleşirse olay kapanır. Hayır bu süreç uzun sürerse aşk düşmanlaşır. İkincisinde hayır aşk düşmanlığa dönüşmemeli. Demek istiyorum. Buna inandiriyorum kendimi... Bu hem kaderci anlayışa ters bir durum. Hem de düşmanlaşan aşklara tepkimdir. Güzel anılar...

Romana Şiir Katınca

Bilki sevda hakikat barındırmıyorsa zehir gibidir. Her içişinde intihar girişimi kadar günahkarsın. Ve sevmek yürekten yüreğe doğru yol alırsa hele birde doğru kişiyi sevmişse yürek. Tüm engeller aşıla aşıla Ferhatı Şirine götürmesini bilir." . .  Okudukça yeniden başa sarıp tekrar okumaya başlıyorum aynı cümleleri. Sonra bana doğru yaklaştı, yaklaştıkça içime bir heyecan sarıyordu. Onu düşleyerek o okuduğum satırlar adeta onu bana yaklaştırıyordu. . Ona dair gecenin birinde yazdığım şu şiir ruhumda yeniden filizleniyordu adeta... . . .  Yağmuru seviyorum, toprak kokacaksa... Bu şehri seviyorum, içinde olacaksa... Kitapları seviyorum, onu anlatacaksa... Gökyüzünü seviyorum, onun rengindeyse... Onu seviyorum, onu seviyorum... . . Sonbaharda çiçeklerde açarmış İnsan bir iken iki de olurmuş Mutluluk bazende iki çift gözdeymiş Ona vurulunca, dünya cennette olurmuş Onu seviyorum, onu seviyorum." . . Ve size şu kadarını söylemek isterim... . . . Ruhunu ...