Kayıtlar

Umuda Dair etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yaşama Tutunmanın Başka Adı

Resim
İyi olmak ya da olmaya çalışmak bir neden aramak, neden bulamamak ve sessiz gidişler; "neden giderler?" Cevabı bilinse dahi kişinin gururuna yediremeyeceği zor bir soru!  Ve halen bu sorudan sonra iyi kalabiliyorsa insan. Kafasındaki milyon soruyu bir kenara itip uzaklaşmak istiyorsa insan. İşte düşünmenin zamanı gelmiştir. Çünkü insan her ne olursa olsun. Tutunmak ister. Hayata yaşama ve yeniden başlamalara...  O zor soruya mı ne olur. Bunu sormamış sayın kimininize göre zamanla, kiminize göre başka etkenlerle cevaplanamayan bu soru unutulmaya yüz tutmanın adıdır. Bu da geçer bunu da unutursun dediğiniz her soru bu zor sorulara dahildir. Çözülemeyen bu soru bir sır olarak geçmişe gömülecek. Zor sorulara inat hayat yeni sayfalar açmaya değiyor çünkü.... Gurur kısmına gelince. İnsan çoğu zaman satırların içindeki gizli özne olarak kalmayı tercih eder. O beni bir türlü yakıştıramıyor kendine işte gurur budur. Oysa cümlelerin gizli öznesi konumundaki insan ne kadar da gizlenmeye...

Ahmed Arif Vay Kurban Hakan Eren Yorumuyla

Resim
Vay kurban Dağlarının, dağlarının ardı Nazlıdır Uçurum kıyısında incecik bir yol Gider dolana - dolana Bir hastan vardır, umutsuz Belki Ayşe, belki Elif Endamı kuytuda başak Memesinin, memesinin altında Bir sancı Bir hayın bıçak Ölüm bu, Fukara ölümü Geldim, geliyorum demez Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü Ya da seher, mahmurlukta Bakarsın, olmuş olacak Bir hastan vardı umutsuz Hasreti uykularda Hasreti soğuk sularda Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri İki mavi, kocaman korku çiçeği Açar, derin kuyularda Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur Hiç akıl edip de düşünen var mı Gün kimin hesabına tutar akşamı Rahmetinden kim demlenir bulutun Hayırlı evlat makina nasıl canavar kesilir Kurdun, karıncanın rızkını veren Toprak nasıl ayartılır Yüz vermez topal öküze Ve almaz koynuna kara sabanı Sepetçioğlu'm kömür işçisidir Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif Mal, haraç - mezattır Can, pazar - pazar Kırmızı, ak ve esmer Yumuşak ve sert buğdaları Ya...

İçimizde Umut Var

Resim
İçimizde umut var. Papatyaların sevmelerine kanıyor içimiz. İlkbaharların sıcak güneşlerinin ardına sağanak yağmurlu bir duş alıyoruz. Temizleniyor kirimiz, biraz yoruluyoruz tabi, tatlı bir yorgunluk... İçimizde umut var. Toprak kokuyor etrafımız, nehirler her zaman ki gibi görkemli, kuşlar melodiler eşliğinde yine selamlıyor bizi... Gökyüzünde sonsuz mavi, içimiz dallarda açan çiçek taneleri... İçimizde umut var. Kaldırımları, sokakları, caddeleri yollarımızın kesişme ihtimali uğruna her an için bir adım atıyoruz. İçimizde umut var. Olurda aynı göğün altında, tüm güzel insanlarla aynı anlara talip oluruz diye... Sanırım insan denilince umudunu, sevgisini, herşeyini yitirmiş birşey canlanıyor kafamızda. Neden bu böyle? Biraz aksiliklerden olabiirim sanırım. Oysa tüm güzelliğiyle yaşayamayız hayatı, öyle aksilikler var ki her biri, "tamam bu sefer mutlu olacağım" dediğimiz yerde çelme taktılar, her seferinde yüzüstü çakıldık yere... Bu nedenle yarım kalan mutlulukl...

Basit Hataların Sarmaşıklarıyız

Resim
Zaman zaman basit hatalarla büyük bedeller ödeyen insanlar olmalıyız.  Zamanında yapmamız gerekenleri ertelemekten dolayı üzerimizde bişeylere geç kalmışlığın pişmanlığı var... Hepimiz iyi şeyler olsun diye bekliyoruz. Pek olmuyorsa beklediğimizden olabilir. Bazen de harekete geçmekte bişeyi değiştirmiyor olabilir...  Bazen de doğru insana gereği gibi şans verememenin bıraktığı acı bir tat var... Önümüze çıkan iki yolun uçuruma çıkan tarafını tercih ediyoruz. Ama uçurumlardan uçmayı bilmiyoruz. Hep düşüyoruz. Düşüyoruz ama ölmüyoruz. Ölumcül olmasada kalıcı izler taşıyoruz...  Aslında hepimiz attığımız her adımda tekrar tekrar düştüğümüz bir uçuruma sahibiz...  Bunun yanında heveslerimizin bizi sürüklediği, benliğimize ihanet edercesine affedemeyeceğimiz bir yanımız var... Gururdan öteye ihanet saydığımız adımların tümü buna dahil, kabullenemiyoruz işte... Herşeye rağmen iyi olmasını istediğimiz bişeyler var yine... Umut biriktiriyoruz: Yürürken, uyurken ve yaşa...

Hisler Evreni

Resim
Hislerin en gerçeği en acımasız olanı ile başlamak istiyorum, korku… Korkunun temelinde bilinmezlik vardır. Bu bilinmezlik neyle karşılaşacağımızı bilmediğimizle ilgilidir. En basite indirgeyecek olursak karanlıktan korkan bir canlı bulunduğu ortamda ne olduğu bilmediği ve tamamen hayal dünyasında kendisi var ettiği ve var ettikleriyle endişeler geliştiriren bir olgudur.  Aslında tüm duygular birbirinin içine gizlenmiş  gibidir. Ve aralarında kopulmaz bağlar var. Duygularımıza verdiğimiz isimler de hislerimizin yoğunluğuyla ilişkilidir. Ama aralarında hep ilişkiler vardır. Tıpkı heyecan, endişe ve korku gibi öyle derin bağlarla bağlılar bu mükemmel üçlü…  Neden mükemmel çünkü yapmak istediğiniz veya yapmaya yeltendiğiniz olayları yapıları olguları bu üçlü kontrol eder. Heyecan komut verir der ki; o kadar olumsuz düşünceye rağmen başarabilir miyim? Endişe devam eder; ya başaramazsam? Ve korku gelir hepsinin üzerine çöker der ki; kaç  durma kaç? Tüm bunlarla yüzl...

Ömür Dediğin

Resim
Size küçük bir sır vereyim mi? Bütün hayallerimiz güzeldir. Bunun yanında derin izlerimiz var.  Bu derin izler hep hayallerimizin önüne perdeler çekiyor. Hal böyle olunca girişte sorduğum sorular anlamını yitiriyor. Yok bazılarımız hayal kurmaktan korkuyoruz. Çünkü kurduğumuz gibi olmuyor yaşantımız... Payımıza bir keresine keder düşmüştür. Ne yazıktır ki kurtuluşu olmayan bir yol görünmüştür. Biz bir keresine umudumuzu güzelliklerden yitirmişiz. Sonra güzel olan hayallerimizi duvarlar arasına hapsetmişiz. Ah biraz farkında olsak ne kadar anlamsız, ne kadar olduk olmadık şeyler için ne kadar anlamlı, ne kadar güzel şeylerden vazgeçmişiz. Yaşayacağımız üç beş günlük dünyada ne uğruna feda etmişiz güzel günlerimizi... İşin özü şu aslında duygularımızı ne köreltelim ne de heva edip yüceltelim. Her zaman orta yol olduğunun bilincinde olalım... Aksi halde ömür dediğimiz üç beş günümüzü acısıyla tatlısıyla, iyisiyle kötüsüyle anlamsız bir o kadar bir hiçlikle yitireceğiz. Siz en ...

Fransız Teğmenin Kadını John Fowles

Kitap hakkında küçük notum John Fowles, “Fransız Teğmenin Kadını” adlı o mistik romanında, Charles adlı zengin bir soylunun Sarah adında bir hizmetçiye bir anda aşık olup, onun ortadan kaybolmasından sonra içindeki o nerden geldiği belli olmayan büyük bir inançla yıllarca izini sürmeye başlar bu esrarengiz kadınının... Nerde olduğunu bilmeden, şehir şehir dolaşarak, günlerce, aylarca sürer bu arayış… Ne olursa olsun Charles’ın içindeki inanç bitmez, tek dayanağı odur çünkü… . . Göremediği bir şeye inanmıştır ve ne yazık ki, Başka güvenebileceği bir şey kalmamıştır… Ne olursa olsun sevdiği kadını bulacaktır, onu göremese bile ona inanmaktadır, onun yanında olmasa bile onu sonsuz bir aşkla sevmektedir…. Peki siz olsanız ne yapardınız? Kısa bir süre içinde gördüğünüz bir insana çılgınlar gibi aşık olduğunuzun biraz geçte olsa farkına varsaydınız ve ona koşarak gittiğinizde yerinde bulamasaydınız, üstelik nereye gittiğine, kimin yanında olduğuna dair en ufak bir detay bile öğrenemeseydi...

Pencereyi Kapama Gök Dolabilir İçeri

Arkadaş Zekai ÖZGER Pencere Şiiri Ve Hikayesi "Pencereyi kapama gök dolabilir içeri" Sözleriyle büyülen şairin hikayesine bir göz attım bugün...  Mayıslar hep ölümü hatırlatır bana işte Arkadaş lakabıyla Zekai ÖZGER'ide daha 25'inde 5 Mayıs 1973'te genç Mayıslar kuşağına yolcu ettiğimizi öğreniyorum... Sonra şiirlerin, öykülerin, aşkların, şarkıların, doğa’daki tüm uyanışların görkemli buluşmalarını, yürek vuruşlarını duyumsadım içimde. Kırmızı karanfil sağanağına tutulur gibi oldu gönlüm. Sanki tünellerden gürültüyle geçen tarih vagonları savaşımlar, sevinçler, coşkular, acılar, devrimler, darbeler yaşamış zamanları taşıdı günlüğüme. Ve "Pencere" şiiri beni öyle sarmıştı ki... Neden göğü doldurmalıydım içime; o zaman daha iyi anlıyordum. Pencereyi açtığımda gök ve mavi içeriye dolarsa; ancak içime doldurabilecektim.... İşte anca pencereyi kapamadan; umut vaadeden gökyüzünü ve kuşları içime doldurabilecektim... Ve beni duyabilmeleri iç...