Kayıtlar

Kırılmalara Alışma Tabiri

Resim
 Hayat tüm inancınızla birine karşı duyduğunuz sevginin hüzne dönüşme sahnesidir. Ve hayat ilk kırıkların oluştuğu bir durakta tüm kırılmalara alışma tabiridir. Buna sebep olan durumu sorguluyorum. Ve yıllar öncesine küçük bir yolculuğa çıkıyorum. Uzaktan uzağa yakınlık duyduğum birine karşı nedensiz mesefaler girmeye başlıyordu aramıza, arada bir de aramızdaki bağın hiç kopayamayacağına dair bir inanç oluşuyordu içimde.. Garip kurduğum cümleler, düşlerimde ki o, yaşadığım tüm anılarım... Tarifine yetmiyor kelimelerim öyle bir tuhaflıkla doluyum. Hayat diyorum tecrübe kazanmak için yeterli bir zaman sunmuyor. Birine karşı duyduğunuz sevginin küçük kırıntılarla hüzne dönüştürüyor.  Bir yanım tüm hüznümle onda kalmayı beceriyor. Bir yanım da harabeye dönüşüyor hala ve sanırım ansızın bir sarsıntıyla kendimi derin bir enkazın altında buluyorum. İçimde bir felaket kopuyordu. En çokta onu incitiyordum orda... Şöyle söyleyeyim  "Ne kadar kırılırsanız kırılın, insan hep birine s...

YÜZÜNCÜ AD Kitap incelemesi

Resim
Yüzüncü Ad (inceleme) Tanrı' nın yüzüncü adını sadece bir kitapta okuyabilmek uğruna çıkılan yolculuk... "Tanrı onu bize daha açık biçimde söylemiyorsa, sonsuz bilgeliği,O' na, yolu yalnızca hak eden insanlara göstermesini öğütlüyor olmalıdır. Söz konusu ayet okunduğunda ( "Ulu Tanrı' nın adını yücelt") başka bir çok Kur'an ayetinde olduğu gibi çoğunluk anlaması gerektiği gibi anlayacak, oysa seçilmişler, sırrı bilenler Tanrı'nın onlar için araladığı ince kapıdan suzuleceklerdir içeri. Böylelikle yüzüncü adın var olduğunu ve Tanrı'nın onu aramamızı yasaklamadığını söyleyen bir tarikat lideri Mazandaranî' nin kitabına tam kavuşmuşken bir gaflet anında elinden kaçıran sahaf tüccarının, serüveni diyebiliriz bu kitaba. Şifreler işaretlerle yola çıkan bu tüccarın(Baldassare) kendi ile gelenekleri inançları arasındaki gelgitleri irdelenmesi "arayan bulur" öngörüsüne dayanarak çıktığı yolculukta başına gelenleri günlüğüne kaydetmesi ile ...

SUSTUKÇA SAVRULUYORUZ

Resim
“hayata direnebildiği oranda yaşıyor insan aslında.”ve herkes farklı yollarla gösteriyor direncini. Bağırabilen bağırıyor, yazabilen yazıyor; ikisini de yapamayanlarsa var gücüyle susuyor işte; oysa ki anlatacakları sadece birinin değil, belki de dünyada milyonlarca insanın yaşadığı bir hikaye. Adları, yüzleri, yaşları, yaşadıkları farklı da olsa kaderleri aynı olanların hikayesi… sustukça savrulanların hikayesi… hep birlikte az da olsa kulak verelim mi, bu dilsiz hikayeye? Biz; sahip olduğumuz her şey hep bizim kalacak sanıyoruz. Hiç; ama hiç kaybetmeyeceğiz. aklımızın köşesinden bile geçmiyor. Oysa yıllardır biriktirdiğimiz servetimizin kül olmasına bir kibrit yetiyor. Savruluyoruz. biriktirdiklerini dağıtmaya bir rüzgar yetiyor. Dağılıyoruz, kopup gidiveriyoruz. Kötü şeyler hep bir başkasının başına gelir sanıyoruz. Başımıza gelince anlıyoruz. Sobadan sızan gazda bir aile yok olup gidiyor. “vah vah” diyoruz. savaşlarda çocuklar ölüyor “kahretsin” diyoruz. Bir baba evladının cesedini...

Kalp kaç ritimle atar

Resim
Kalbimin ritmine bir nota daha eklemeye başlıyorum. Öğrenemediğim kaç duygu daha var. Kaçı güzel kaçı kaçamaklı bilmiyorum. Sadece biliyorum ki her günün başlangıcında ve her günün sonunda benden farklı bir ben oluyorum. Bazen kalbimdeki ritimler, birbirine karışıyor. Bazen de içime sığmaz olup göğüs kafesiminden dışarıya fışkırmak isteyişiyle sarsılıyorum.  Sahi kalp kaç ritimle atar biliyor musunuz? Kaçıncısında göğüs kafesimiz dolup taşar. Tüm duygular için bu böyle mi? Karşılaştığımız her duygunun ilk anı tarif edilir gibi değildir. Mutluluk barındırsın acı taşısın bir gerçeği var uyku kaçırır türden olur. Bazen de iyi bir başlangıç sanırsın ki aradan kısa bir zamanın ardında iç çekişmelere sebep olan engellerle karşılaşırsın... Bu tıpkı yeni tanışan iki insan gibidir. Önlerindeki engelleri göremeyip, hayatlarının genel bir taslağını oluşturmaya başlarken ikisinden birinin ölümcül bir hastalığının ortaya çıkması gibidir. Aksiler, hayatın her yerinde çelme takmayı hep başarırl...

Ahmed Arif Vay Kurban Hakan Eren Yorumuyla

Resim
Vay kurban Dağlarının, dağlarının ardı Nazlıdır Uçurum kıyısında incecik bir yol Gider dolana - dolana Bir hastan vardır, umutsuz Belki Ayşe, belki Elif Endamı kuytuda başak Memesinin, memesinin altında Bir sancı Bir hayın bıçak Ölüm bu, Fukara ölümü Geldim, geliyorum demez Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü Ya da seher, mahmurlukta Bakarsın, olmuş olacak Bir hastan vardı umutsuz Hasreti uykularda Hasreti soğuk sularda Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri İki mavi, kocaman korku çiçeği Açar, derin kuyularda Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur Hiç akıl edip de düşünen var mı Gün kimin hesabına tutar akşamı Rahmetinden kim demlenir bulutun Hayırlı evlat makina nasıl canavar kesilir Kurdun, karıncanın rızkını veren Toprak nasıl ayartılır Yüz vermez topal öküze Ve almaz koynuna kara sabanı Sepetçioğlu'm kömür işçisidir Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif Mal, haraç - mezattır Can, pazar - pazar Kırmızı, ak ve esmer Yumuşak ve sert buğdaları Ya...

Müzik Tiklerimi Durduruyor

Resim
Bugün bir hikayemiz var. Hikayemize geçmeden önce kendim dahil herkese bir kaç soru soracam, doğrusu herkesin kendisine bu soruları sormasını isteyecem. İlk ne zaman hatırlamaya, anlamaya kendinizi fark etmeye başladınız? Mesela ben karanlık bir gece de kedilerin miyavlamasını milat kabul ediyorum. Öncesi yok bende küçüktüm, küçükler küçüklüğünü hatırlayamazlar. Etrafıma baktığımda iki kolum, iki bacağım, iki gözüm, iki kulağım bir de burnum vardı. Konuşmayı, görmeyi ve duymayı da biliyordum.  Bir çok şeye sahiptim diye düşünüyorum. Ve bu durumu hiç sorgulamadım. Neden kolum, bacağım, gözüm, kulağım yok diye hiçte düşünmedim. Hatta olmadığı için bu durumu yadırgamadım. Peki siz hatırladığınız o ilk andan beri mevcut fiziksel ve doğuştan gelen kalıtsal rahatsızlıklarını yadırgıyormusunuz? En önemlisi de sizden daha mantıklı, daha zeki daha inanç sahibi biri karşısında kendinizi aptal gibi hissediyor musunuz? Bu durum karşısında insanların size nasıl yaklaşmasını beklersiniz? Siz...

İçimizde Umut Var

Resim
İçimizde umut var. Papatyaların sevmelerine kanıyor içimiz. İlkbaharların sıcak güneşlerinin ardına sağanak yağmurlu bir duş alıyoruz. Temizleniyor kirimiz, biraz yoruluyoruz tabi, tatlı bir yorgunluk... İçimizde umut var. Toprak kokuyor etrafımız, nehirler her zaman ki gibi görkemli, kuşlar melodiler eşliğinde yine selamlıyor bizi... Gökyüzünde sonsuz mavi, içimiz dallarda açan çiçek taneleri... İçimizde umut var. Kaldırımları, sokakları, caddeleri yollarımızın kesişme ihtimali uğruna her an için bir adım atıyoruz. İçimizde umut var. Olurda aynı göğün altında, tüm güzel insanlarla aynı anlara talip oluruz diye... Sanırım insan denilince umudunu, sevgisini, herşeyini yitirmiş birşey canlanıyor kafamızda. Neden bu böyle? Biraz aksiliklerden olabiirim sanırım. Oysa tüm güzelliğiyle yaşayamayız hayatı, öyle aksilikler var ki her biri, "tamam bu sefer mutlu olacağım" dediğimiz yerde çelme taktılar, her seferinde yüzüstü çakıldık yere... Bu nedenle yarım kalan mutlulukl...