Kayıtlar

Bilmek demiştim. Yaşamalardan Geçerdi.

Resim
Susuyorduk, gene susacaktık  Dağ hangi boşluğumuzu dolduruyor,  Susmak bizi nereden eksiltip  Nereye biriktiriyor  Ve bu sis hangi çıplaklığımızı örtüyor,   Hiç bilemeyecektik...   Belki de bilmek için erkendi.  Oysa bilmeler yaşamalardan geçerdi.  Ve biz önce yaşayacaktık... Susmak ile yalnızlık arasında öyle derin bir ilişki vardır ki. Susmaya başladığımız an yalnızlaşıyoruz. Bu yalnızlık çoğu zaman da etrafımız kalabalık iken gerçekleşiyor. Kalabalık dediğime bakmayın. Kuru bir kalabalıktır bu. Ve yalnızlığımız içimize hapsedilmiş bir yalnızlıktır. Bizi susturan da bu yalnızlıktır. Bu yalnızlığın sebebine gelecek olursak, öyle ücra bir kırıklıktır ki... Kendimizle dahi konuşamıyoruz. Ve susuyoruz... Bu susmak sisli bir dağ zirvesi gibi, haykırsak sesimizin ulaşacağı yer olmadığı gibi sesimizi duyanlar bu sesin  nerden geleceğini bilemeyecek... Bir haykırıştır ama içimizde, bir susuyoruz etrafımız duyamayacağından ve yalnızlığa...

Anlatamadıklarımız..

Resim
Gökyüzü çoktan ışıklarını saldı Ay geceye misafir gibi Gökyüzünden bir haber, Karanlık çok karanlık Hislerim, kalbim farklı durmuyor Geceden; Durup öylece dalmışım... Neden kelimeler onlara en ihtiyacımız olduğu zamanlarda boğazımıza düğümlenir Ve yazdığım misralar... Neden anlatmak istediğimden uzakta Çok uzakta Bana bile yabancı (şiir: heft reng) Çoğu zaman anlatmaktan öteye, anlatamadığımızı ancak anlatabiliyoruz. Bunun nasıl bişey olduğunu biliyoruz. Az çok hepimizin başına gelen durumdur. Güvendiğimiz kelimelerin bizi yüz üstü bıraktığı anlar, dilimizin döndüğü her kelimenin içinde bulunduğumuz anı anlatmaması, anlatmak istediklerimize karşılık bulamamak, dokunduğumuz her cümlenin bizi farklı bir konuya sürüklemesi, Anlatamadıklarımız böylece yabancılaşıyor bize, bunun için anlatamadığımızı ancak anlamlandırıyoruz. Tabi bunun içinde karşımızdakinin sezgisel olarak ne demek isteyeceğimizi anlaması gerekir. Yoksa tüm çabalarımız bir anda boşa gider. Ya...

Ütopya

Resim
Ütopya ismi ilk olarak 16.yyda Thomas More'un Yazdığı bir kitapla dünya literatürene girdi. More'un yazdğı bu kitap ideal bir dünya düzenini, ideal bir toplumun nasıl olacağını anlatır. Ütopya hayalimizin yettiği en güzel yaşama biçidir aslında... Her güzel kelime gibi ütopya da hayalimize müdahale eden baskıcı bir anlayışın sonucu hayatımızdan hep silinmeye çalışıldı. Kötü bir şeymiş gibi hep lanse edildi. Yoksa sen ütopik mi düşünüyorsun. Sen bu ütopik düşüncelerle bir yere varamazsın. Gibi söylemlerle ütopyalarımız hep baskı altına alınmak istendi. Hayatın realitelesinden bahsedenler, ezberci anlayışlarından kurtulamadıklarından ütopylarımıza sardırırlar. Farklı düşünmek, farklı bir anlayış geliştirmek hep ütopik olarak görüldü. Ve aslında hayallerimizin kötü bişey olduğunu bize söylediler... Bir nevi hayal kurmayın der gibi... Bırakın ezber düzen sürsün der gibi... Thomas More'un itopyasına gelecek olursak... Bu Ütopya ideal bir ülkedir. Üretim bireysel ka...

Geçmiş Ve Gelecek Arası

Resim
Uzun seyahatleri severim mesala, cam tarafı bir yer denk gelirse hele... Kulaklığı takıyorsun, en sevdiğin parçaların ritmine kapılıp gidiyorsun... Arkanda bir sürü yol bırakıyorsun, bir sürü geçmiş ve önünde bir sürü gelecek oluyor... . Geçmiş ve gelecek arasındaki ince cizgiyi fark ettiniz mi?.. birbirinden uzak duran bu iki kelime şimdi kadar ince bir cizgiyle ayrılıyor... Ve geçmiş genellikle pişmanlık dolu olur. Buna rağmen gelecek  aynı hataları tekrarlatır... İnsanoğlu bu konuda yeterince ders alacağına da benzemiyor zaten... Şimdilik etkeni üzerinde duracak olursak, bizde bütün değişimi gerçekleştirecek olandır... Geçmiş ve gelecekler birbiriyle çatışadursun... Ne yapacaksak şuanda yapalım...

Ayrılık Türküsü

Resim
Gidiyor, ömür gidiyor Saniyelerin hızına yetişemez oluyoruz... Ve saniyelerin gidişiyle yetinemiyoruz. Birileri bizden gitmeye başlayınca vurulmuşa dönüyoruz... Sivri bir hançer ucu kanayan yaramızı deşmeye başlıyor. Can çekişler, bir sızı sarıyor bedenimize... Zaman geçiyor, normalleşmiş gibi görünüyor... Acı dinmiş gibi, giden gitmemiş gibi, eksiklik yokmuş gibi... Gibi gibilerle ama düşlerimiz bir kere ikiye bölündü mü her vedalaşmanın bir ayrılık kadar hüzün koktuğunu, her gidişe çalan bir ayrılık şarkısı bulmaya başlıyoruz... Kör olsun mu ayrılığın gözü hadi olsun. Kör olsa yolunu şaşırır mı ki bilmiyoruz. Ya suç ayrılıkta değilse, ya suç bizdeyse... Diyarbakırın meşhur bir türküsü var kırklar dağının düzü  karanlık bastı bizi diye sürüp giden... Türkünün hikayesine göre Suzan süryani bir ailenin kızı, öncelerinde bu ailenin hiç çocuğu olmuyormuş son çareleri müslümanların kırklar ziyareti olmuş ve kırklar dağında meşhur kırklar ziyaretine gitmeye başlamış suzanın ann...

İnsan Kullanma Kılavuzu

Resim
Hayatımıza kullanma kılavuzu lazım mı bilmiyorum. Ama fena bir fikir de değil hani... insanların tecrübelerinden oluşan nelerin yapılması gerektiğini nelerin yapılmamasını söyleyen bir kitap. Şöyle yaparsanız psikolojik sorunlar yaşayacaksınız. Şunu yaparsanız çok mutlu olursunuz. Üzüldüğünüzde sizi teselli eden, acı çektiğinizde bir müddet sonra geçeceğini söyleyen ve bazende hayatın kalıcı izler bırakacağını dillendiren bir kullanma kılavuzu... Bunun yanında insanlar kullanma kılavuzuna göre davranmalılar... Birbirilerinin dengelerini bozmamaları, aşırı duygu yüklemeleri de yapmamalılar. Herşeyi dozunda yaşamalılar. Birbirine karşı adaleti, sevgi saygı gözetmelilerdir. Böyle bir kitabın varlığına ihtiyaç var mıdır? Kesinlikle yoktur. Saydıklarımı hepimiz sayıyor, biliyoruz. Böyle bir kitabın varlığı olsa okuyacakmıydık bu da kuşkulu  durum tabi... Mesele bilmek değildir. Bildiğimi ne kadar hayata dahil ediyoruzdur. İnsanları üzmemek onları mutlu etmeyi bilmek gerektiğini e...

Di'li Geçmiş Zaman

Resim
Di'li geçmiş'le bahsettimiz her insan uzağımızdadır. Ve bir insanı di'li geçmiş zamanla anmak ne zordur. Bir de bu insan, biten bir yazın ardından sonbaharla ardına ağıtlar yakılmış biriyse... Bilirim göç edilişlerin mevsimi yoktur. Ama sonbahar beyaz örtüsünü üzerine çekti mi? Özlemlerimiz iç sancılarımızla can çekişmeye başlıyor... Sonra farkediyorum ki en çokta masum ayrılıklarımız ağır basıyor... Herşeyin üstesinden gelemeyiz ama şunu yapabiliriz. Hayatın zaman zaman bizi bir sıfır geri götürüşlerini beraberlik durumuna getirmeliyiz. Bunun yolu da farkındalıktan geçer. Gösterdiğimiz irade yeteri düzeyde direnç göstermesi halinde  bunu başarabiriz. Bunun için kendimizden öte; etrafımıza bir bakalım. Etrafımızdakilerin acısıyla yanalım öncelikle... Bu bize hayatın gerçeklerini en iyi şekilde öğretecektir....