Kayıtlar

Tutunduğumuz İnsanlar

Resim
Bilmeden olan bişeyler vardır. Zira kimse bilerek gidip kimseye tutulmak istemez. Ve kimse ağır bir yükü yüklemek istemez.   Hayatta tutunduğumuz her insan, bize ağır yüklerin başında gelir. Tutunduğun ilk anın hemen sonrasında endişelerle karşı karşıyasınız. Korkular başlar kaybetmeye dair. Bir türlü o sağlam bağı kuramayınca insan, hep o yükün altında kalacağını sanır. Güzel tarafın, acı tarafıdır endişe, her an kaybetme korkusu, aksilerin olacağını düşünmek. Sağlam bir irade gösterememek, kaybedersem ne yapacam endişesi...  Tutku, inancın irade gösteremediği yerdir. İnsanın, gerçeğiyle yüzleşmekten kaçtığı duraktır. Zaman geçtikçe ertelenen, ertelemedikçe korkuların, gerçeğe dönüştüğü bir dünya, kaybetmelerin uçurumlarından insanın kendisini bıraktığı yerdir. Hal böyle olunca da bir hayat boyunca, bu çizgi üzerinde gel gitler yaşarız. Her seferinde aynı uçuruma tekrar tekrar düşeriz. Oysa insan insana tutulmanın ötesine geçebilmeli! Sağlam bağlara sarılmalı! Haki...

Beyaz Mendil

Resim
Kızın, sevdiğine verdiği beyaz mendil romantik mi? Ya Çocuğun o mendili göğsünün üzerinde saklaması... Bilmiyorum, bizim için pekte bir şey ifade etmez. Ama izlediğimiz köy hayatında geçen film aşkları, insanları etkilemiyor da değil... Bütün aşkların bir mendil üzerine kurulduğu dönemleri geride bırakmışız sanırım. Bez medilleri de en son ilkokul yıllarımda görmüştüm. Ve hayatımız kağıt peçetelere döndü. Bir kullanımlık, sonra çöpe atılmalık... Aşkları sembolik kılan bir mendil bile hikaye yazdırabiliyor, filimlere konu olabiliyor. Türkülerde yer edinebiliyor. Samimi bir ilişkinin parçası haline gelebiliyor. Yaşamadığımız bir durumun, filmlerdeki kısa kesitlerin özlemini taşıyoruz. Güzel olanı seçebiliyoruz. Ama modern yaşamların kısa ilişkilerini de reddedemiyoruz. Samimiyet algımızda da büyük problemler seziyorum. Bunun nedeni de sanırım kolay erişebildiğimiz, aşkların, insanların yeterince değer kazanamamasına sebep oluyor... Kağıt peçete değiştirir gibi bir durumun oyuncula...

Kırmızı Çizgilerimiz

Resim
Her birimizin işte orda dur dediği anları olmuştur. Ne olursa olsun bu konuda asla taviz veremem dediği konular... Bazen sevmediği bir davranış, bazen kabullendiği bir durum, bazen telaffuz edemeyeceği bir cümle, bazen görmek istemeyeceği şeyler... Kırmızı cizgilerimiz diyorum. Çoğu yerde önümüze engeller çıkarsa da bazen olmazlardan olan kırmızı cizgiler... Önümüze setler kuran, dışardan bir çoğumuza saçma gelen ama olmazlarımızdan olan cizgilerimiz...  Neden kırmızı çizgilere sahibiz? Ve ne kadar fazladır kırmızı cizgilerimiz hiç düşündünüz mü? Öncelikle "neden kırmızı çizgilere sahibiz?" bu soruyu cevaplandıralım. Ben kendi nedenlerimi sıralarken, sizde nedenlerinizi göz önüne alın. Benim kırmızı cizgilerim biraz vicdan, biraz gurur, biraz inat, biraz insanların davranışları sonucu oluştu. Kırmızı cizgilerimin en başında sevmediğim bir türlü ısınamadığım insan profili yer almaktadır. Sevmediğim insan profiline gelince, gözüme bakıp yalan söyleyen, komiklik yapaca...

Kararlarımızı nasıl veriyoruz?

Resim
Bazen bir şeye nasıl başlayacağımızı bilmeyiz. Tıpkı benim şimdi kuracağım cumlelerime nasıl başlayacağımı bilmediğim gibi... Kararlarımızın, karekterimizle olan ilişkisi üzerine düşündüğümüzde ise nasıl bir kişiliğe sahipsek o yönde kararlar alıyoruz. En basit anlamda duygusal, merhametli biriysek; kırmayacak, üzmeyecek kararlar alıyoruz. Kötümser, acımasız biriysek umursamaz kararlar alıyoruz... Ama nasıl bir karektere sahip olursak olalım ortak bir özelliğimiz vardır. Bir ihtimal ile başlayan cümlelerimizde terazinin aynı kefesine geçiyoruz. Bir ihtimal ile başlayan cümleler umuda dairdir. Umut söz konusu oldu mu? En kötümser halimize rağmen içimizden iyi dilekler dilemeye başlarız. İnandığımız yaratıcıya yalvarmaya tutuluyoruz. Ve gerçek anlamda samimi bir ruh haliyle davranırsak umuda dair alacağımız kararlar da ortaktır.  Yine de bir çok kararlarımız karekterlerimizin sonucudur.  Gururlu biriysek, aynı cümleyi iki defa kullanmaktan çekiniriz. Aynı kişiden ikinci d...

Yarım Hikayeler

Resim
Günün sessiz vaktiydi. Ardından günler sessizliğe bürünmeye devam edecekti. Hikayemiz bu sefer bilinmeyen bir yerde kesiliyordu. Araya hiçleşmiş cümleler karışıyordu. Zaman hangi mevsimde durmuştu ki... Neden son otobüsü bekleyen boş duraklar gibi kalıyordu içimizdeki yollar... Varoluşumuz niçin amansızca donakalmıştı. Ve mısralarım şu cümleler kadar ahmakça birşeyler anlatamazken saçmalayan bir yanım kalıyordu geriye... Biz hangi cığlığın yankısıyız? Nereden eksilen hayatların devamıyız? Nasıl bir suça ortağız ki vebalini zalimce çekiyoruz... Tüm hikayelerin hüzün kokan bir tarafı olmalı mı? Eskiden insanların hikayeleri acaba mutlu son ile bittiğinden mi filmler, romanlar, öyküler sonunda mutlu son olurdu. Ya da biz insanların mutluluk arzuları hep hayallerimizin bir parçası kalıp filmlerimizin, romanlarımızın, hikayelerimizin parçası mı oluyor sadece... Hangi bilinmezliğin çıkmazı bizi hapsediyor içine, sürüklendiğimiz bu yol hangi durakta son bulacak... Varacağımız o son ...

İki Dal Gölgesi Kadar Özgür Olmak

Resim
Odamın camlarından süzülerek içeriyi turlayan dolunayın ışıklarıyla pencereye doğru yol alıyorum. Pencerenin önüne vardığımda farkediyorum ki iki dal bir o yana bir bu yana odamın duvarlarında gel gitlerle voltalar atıyor.  Dolunayın bir odaya hapsettiği iki dal bir gece de iki özgürlük mahkumu gibi davranıyor. Oysa benim şahit olacaklarıma şahit olsunlar istiyorum. Pencerenin kıyısından gökyüzüne doğru dolunaya bir baktığımda bir anda samanyolunun milyonlarca yıldızı arasında kaybolmaya başlıyorum. Kayboluyorum kaybolmasına da özgürlüğü de anca o kadar geniş bir sonsuzlukta bulabiliyorum.  Oysa bizler dünyanın neresine gidersek gidelim. Hiç bir zaman insanın zalimce uygulamalarından dolayı, insanın o öfke, kin, nefret bakışları altında asla özgürleşemeyeceğiz. O iki dal gibi bir odaya hapsolunsak belki de milyonlarca insanın arasından dolaşmaktan daha özgür olacağız.    Gökyüzündeki sonsuzluğun içerisinden bize ulaşan ışığa aldanıpta sürüklendiğimiz göky...

Gerçek Ne?

Resim
Gerçek  ne? Aslında  gerçeğin  ne olmadığını  anlatabilirsek geriye gerçeklerimiz  kalmış  olacak  gerçeğin ne olmadığını ise var olmasına  rağmen anlamsal olarak hiç  birşey  ifade etmeyen herşey gerçek  değildir.  Yani bir şeyin  var olması  onu gerçek  yapmaz. Gerçeğin  ne olduğunu  ancak gerçek  olmayanlarla tanımlayabiliriz. Yanlış  olmasa doğru gerçek olamaz en temel anlamda... Ve herbirimizin  geçmişten  gelen inanarak  bağ  kurduğumuz anılarımızın birer  gerçeğe  dönüştüğünü inkar edemeyiz. Gerçeğin  her zaman güzelliklerden  ibaret olduğunu söyleyemeyiz elbette. Acı  gerçeklerimiz de tamamen anlamlı kıldığımız  acı  deneyimlerimizin düşünceye  dönüşmesinden  dolayı gerçeğimiz oluyor. Ama ben yine inadına  ardımda kalanları anımsıyorum, sonra  bir ritim kaplıyor dört yanımı, gidişlerin gerçe...