Kayıtlar

İnsanlar Diyorum

Resim
Sonra aklımda kurduklarımın elde tutar bir tarafı olmadığını farkettim. O an durdum. İnanmak istemedim. Ve kabullendim.   İnsanlar mı değişiyor yoksa bir müddet sonra insanları gerçekten tanımaya mı başlıyoruz? En çokta bu soru kafamı kurcaladı. En çokta bu soru uykularımı kaçırdı. Aklımda kurgulandıklarıma gelirsem, ne bileyim insan böyle her şeyden uzak herşeyden berrak herşeyden saf herşeyden şeffaf hisle yaklaştığı insanlar karşısında malesef ki hayal kırıklığı yaşıyor. Malesef ki hiçte istediği kadar güzel sonuçlar elde edemiyor. malesef ki hiç bir şey istediğimiz kadar pamuk tadında olmuyor. Bu anı ilk yaşadığım andan beri artık hiçte eskisi kadar saf bir düşünceye sahip olamadım. İnsanlar resmen bana kötülüğü öğretmişlerdi. Malesef ki insanlar hakkındaki düşüncelerimde olumsuzluklar başlamıştı. Birazda onlar gibi olmaya başladım. Içime kin, öfke, nefret dolduruyordum ki. Bir an tak etti bende bir şeyler herkes gibi olsaydım. Ne farkım kalacaktı. "Herkes gibi...

Ya Mutluysak

Resim
Düşümüz kadar var kuramadığımız düşler kadar yokuz. Eksik olan cümleler değil  eksiklik koca bir sessizliğe sürüklemiş bizi... Hapsolduğumuz yalnızlığımızda bucalarken bir kaç ritimle telafi ediyoruz onca anıları... Sonra farkediyoruz. İnsanın en çok kendisiyle alıp veremediği bir şeyleri olur. Herşey yolunda giderken durup durup kendisini mutsuzluğa iten birşeyleri bulması acaba dedirtiyor ya mutluysak ve  mutlu kalmayı bilmiyorsak... Değişmeyen kaderimiz bu mudur? Bütün yollar ayrılırken bir birinden tekrar mutsuzluğun uzandığı yola doğru adım atmak kaderimiz mi? Ne zaman yalnızlaşır ki insan birilerinin gitmesiyle mi yoksa insanın kendisini terk etmesiyle mi başlar yalnızlık? Tam da insanın kendisini terk ettiği an mutlu kalmayı beceremediği andır. Mutsuzluğu tercih ederken yalnızlığa attığı adımlar birer bahanedir. Kader cizgisinde insanın kendisi için mücadelesinin payı vardır. Yani açık olmak gerekirse kaderimiz bir nevi birazda tercihlerimize bağlı bırakılmıştır....

Tutunduğumuz İnsanlar

Resim
Bilmeden olan bişeyler vardır. Zira kimse bilerek gidip kimseye tutulmak istemez. Ve kimse ağır bir yükü yüklemek istemez.   Hayatta tutunduğumuz her insan, bize ağır yüklerin başında gelir. Tutunduğun ilk anın hemen sonrasında endişelerle karşı karşıyasınız. Korkular başlar kaybetmeye dair. Bir türlü o sağlam bağı kuramayınca insan, hep o yükün altında kalacağını sanır. Güzel tarafın, acı tarafıdır endişe, her an kaybetme korkusu, aksilerin olacağını düşünmek. Sağlam bir irade gösterememek, kaybedersem ne yapacam endişesi...  Tutku, inancın irade gösteremediği yerdir. İnsanın, gerçeğiyle yüzleşmekten kaçtığı duraktır. Zaman geçtikçe ertelenen, ertelemedikçe korkuların, gerçeğe dönüştüğü bir dünya, kaybetmelerin uçurumlarından insanın kendisini bıraktığı yerdir. Hal böyle olunca da bir hayat boyunca, bu çizgi üzerinde gel gitler yaşarız. Her seferinde aynı uçuruma tekrar tekrar düşeriz. Oysa insan insana tutulmanın ötesine geçebilmeli! Sağlam bağlara sarılmalı! Haki...

Beyaz Mendil

Resim
Kızın, sevdiğine verdiği beyaz mendil romantik mi? Ya Çocuğun o mendili göğsünün üzerinde saklaması... Bilmiyorum, bizim için pekte bir şey ifade etmez. Ama izlediğimiz köy hayatında geçen film aşkları, insanları etkilemiyor da değil... Bütün aşkların bir mendil üzerine kurulduğu dönemleri geride bırakmışız sanırım. Bez medilleri de en son ilkokul yıllarımda görmüştüm. Ve hayatımız kağıt peçetelere döndü. Bir kullanımlık, sonra çöpe atılmalık... Aşkları sembolik kılan bir mendil bile hikaye yazdırabiliyor, filimlere konu olabiliyor. Türkülerde yer edinebiliyor. Samimi bir ilişkinin parçası haline gelebiliyor. Yaşamadığımız bir durumun, filmlerdeki kısa kesitlerin özlemini taşıyoruz. Güzel olanı seçebiliyoruz. Ama modern yaşamların kısa ilişkilerini de reddedemiyoruz. Samimiyet algımızda da büyük problemler seziyorum. Bunun nedeni de sanırım kolay erişebildiğimiz, aşkların, insanların yeterince değer kazanamamasına sebep oluyor... Kağıt peçete değiştirir gibi bir durumun oyuncula...

Kırmızı Çizgilerimiz

Resim
Her birimizin işte orda dur dediği anları olmuştur. Ne olursa olsun bu konuda asla taviz veremem dediği konular... Bazen sevmediği bir davranış, bazen kabullendiği bir durum, bazen telaffuz edemeyeceği bir cümle, bazen görmek istemeyeceği şeyler... Kırmızı cizgilerimiz diyorum. Çoğu yerde önümüze engeller çıkarsa da bazen olmazlardan olan kırmızı cizgiler... Önümüze setler kuran, dışardan bir çoğumuza saçma gelen ama olmazlarımızdan olan cizgilerimiz...  Neden kırmızı çizgilere sahibiz? Ve ne kadar fazladır kırmızı cizgilerimiz hiç düşündünüz mü? Öncelikle "neden kırmızı çizgilere sahibiz?" bu soruyu cevaplandıralım. Ben kendi nedenlerimi sıralarken, sizde nedenlerinizi göz önüne alın. Benim kırmızı cizgilerim biraz vicdan, biraz gurur, biraz inat, biraz insanların davranışları sonucu oluştu. Kırmızı cizgilerimin en başında sevmediğim bir türlü ısınamadığım insan profili yer almaktadır. Sevmediğim insan profiline gelince, gözüme bakıp yalan söyleyen, komiklik yapaca...

Kararlarımızı nasıl veriyoruz?

Resim
Bazen bir şeye nasıl başlayacağımızı bilmeyiz. Tıpkı benim şimdi kuracağım cumlelerime nasıl başlayacağımı bilmediğim gibi... Kararlarımızın, karekterimizle olan ilişkisi üzerine düşündüğümüzde ise nasıl bir kişiliğe sahipsek o yönde kararlar alıyoruz. En basit anlamda duygusal, merhametli biriysek; kırmayacak, üzmeyecek kararlar alıyoruz. Kötümser, acımasız biriysek umursamaz kararlar alıyoruz... Ama nasıl bir karektere sahip olursak olalım ortak bir özelliğimiz vardır. Bir ihtimal ile başlayan cümlelerimizde terazinin aynı kefesine geçiyoruz. Bir ihtimal ile başlayan cümleler umuda dairdir. Umut söz konusu oldu mu? En kötümser halimize rağmen içimizden iyi dilekler dilemeye başlarız. İnandığımız yaratıcıya yalvarmaya tutuluyoruz. Ve gerçek anlamda samimi bir ruh haliyle davranırsak umuda dair alacağımız kararlar da ortaktır.  Yine de bir çok kararlarımız karekterlerimizin sonucudur.  Gururlu biriysek, aynı cümleyi iki defa kullanmaktan çekiniriz. Aynı kişiden ikinci d...

Yarım Hikayeler

Resim
Günün sessiz vaktiydi. Ardından günler sessizliğe bürünmeye devam edecekti. Hikayemiz bu sefer bilinmeyen bir yerde kesiliyordu. Araya hiçleşmiş cümleler karışıyordu. Zaman hangi mevsimde durmuştu ki... Neden son otobüsü bekleyen boş duraklar gibi kalıyordu içimizdeki yollar... Varoluşumuz niçin amansızca donakalmıştı. Ve mısralarım şu cümleler kadar ahmakça birşeyler anlatamazken saçmalayan bir yanım kalıyordu geriye... Biz hangi cığlığın yankısıyız? Nereden eksilen hayatların devamıyız? Nasıl bir suça ortağız ki vebalini zalimce çekiyoruz... Tüm hikayelerin hüzün kokan bir tarafı olmalı mı? Eskiden insanların hikayeleri acaba mutlu son ile bittiğinden mi filmler, romanlar, öyküler sonunda mutlu son olurdu. Ya da biz insanların mutluluk arzuları hep hayallerimizin bir parçası kalıp filmlerimizin, romanlarımızın, hikayelerimizin parçası mı oluyor sadece... Hangi bilinmezliğin çıkmazı bizi hapsediyor içine, sürüklendiğimiz bu yol hangi durakta son bulacak... Varacağımız o son ...