Kayıtlar

Üç Katlı Bina

Resim
Karşımda üç katlı bir bina, yıkık dökük. Boyası gitmiş,sıvası dökülmüş, pencereleri kırık. Karşımda üç katlı bir bina, etrafında kediler yavrularını emziriyor. Ama  içinde yalnızlık  kalabalıkla kol kola geziyor. Bir kadın susmuş gözlerinden akan yaşlar konuşuyor. Adam aldatmış karısını af diliyor kızarmayan yüzüyle, çocuklar perişan biri hapishane parmaklıkları ardında, diğerleri kendilerini kurtarma çabasında.  Bir beton yığını gibi gibi duruyor karşımda ama her bir  tuğlası ağlıyor içeride yaşananlara. Her biri darmadağın olmuş hayatlar, her biri acı içinde insanlar. Karşımda işte o  bina yummuş gözlerini yaşlı kadın, evlatlarının acılarına. Herkes suspus olmuş, ölüm sessizliği almış her bir tarafı. Konuşsalar yıkılacakmış gibi bina... Ah üç katlı bina, her bir duvarında keder, her bir basamağında acı var. Konuş ey bina dök içini, anlat kahrını. Yıllardır durdun da ayakta kimse sormadı sana dayanabilecek misin diye, kaldırabilecek misin onca yükü...

Tecrübe Nedir

Resim
Onca emekle üst üste koyduğumuz umutlarımızı, hafif bir rüzgar esintisi değil miydi yere seren... Kaç gece de toparlamıştık onca düşümüzü, sarsılmaz bağlarımıza ne oldu? İçimizde neden kırıklar oluştu ki... Tecrübe nedir? Kaç kırılmadan sonra kazanılır ki tecrübe, kaç gidene alışıldıktan sonra tecrübeden bahsedilebilir ki. Bu gibi şeylerin tecrübesi olmaz.  Tecrübenin ne olduğunu söyleyeyim mi? Uzayıp giden sorunların merkezindeki bireyler olarak, sanırım deneyimlerimizin hepsi başarıyla sonuçlanması pek mümkün değildir. İşte bu nokta da ister başarılı olalım ister başarısız, deneyimlerimizin sonucundan kendimiz için yapabileceğimiz en iyi seçim tecrübe olarak nitelendirilir. Çünkü en iyi seçimi yapabilme kabiliyeti daha önceki iyi ve kötü tüm sonuçlara karşı bize iyi seçimin hangisi olacağı hakkında yaşamsal bir kurtuluş yolu sunmaya başlıyor. Bu tecrübedir. Örneğin hatalarımızın özgüvenimizi yerle bir ederken, başarının ipini yakaladığımızda devamının kendiliğinden gelmesi durumu...

HAL-İ VAZİYET-1

Resim
"Hani bir mektup yazarsın da sahibine ulaştıramazsın ya. Ne bir adres vardır ne de bir yol. Gidemez öyle yazdığınla kalırsın ya ama sonra bir bakarsın o insan gelir karşına..."   Böyle bir umutla ümitle bekliyor olmak hayatın doğum sancısında ve yaşamda insanı epey yoruyor olsa gerek. Bu umudu bir sızıya benzetebiliriz. Sızı en başta belki hafifti ama daha sonra etkisini arttırarak devam ettirdi ya da tam tersi bir hadise de olabilir. Belki bize bu umudu aşılayan şeyin suretini değil siretini hissettik, anladık. Öyle bir umut beslemeye başladık. Olması gereken de bu: Surete aldanırsak sireti ortaya çıkınca suratına tüküresin gelir.   Peki bize bu umudu yaşatan kalbimiz midir, aklımız mıdır? Herkesin cevabı elbette ki farklı olacaktır ama bu biraz da umudu nasıl tanımladığımıza bağlı değil mi? Benim için "Umut" aklımızın algıladığı, algoritmasını çizdiği ama kalbimizle bütün vücudumuza sirayet eden durumdur. Kalp diyenler çoğu zaman duydudaştır ya da hissiyle duygusu...

Düşünüyorum

Resim
Yaşamımız boyunca, yaşadığımız tüm sorunlarımızı acaba zamansal bir boyutta geçirdiğimiz bir talihsizlik olarak mı nitelendirileceğiz. Yoksa içinde bulunduğumuz mekanın yanlış bir zamana denk geldiğini mı düşünmeye başlayacağız. Bunun ötesinde tüm talihsizlikler karşısında hiç bir şey yapmadan kendimizi kaderin kurbanı mı sayacağız acaba… Bu hayatta yaşanacak ne kadar çok hakikat varmış demek geliyor içimden. Herkesin ayrı bir doğrusu var sanırım. Bizim yaşadığımız coğrafya da öyle bir yer. Büyüklerin akıl hocası olduğu küçüklerin ise onlara itaat etmek zorunda olduğu küçük bir yer… Bir de şunu demek istiyorum. Hakikat nedir? Hakikati ölçme ve değerlendirme anlayışımız neye göre şekilleniyor. İnsanoğlu yaşadığı çağlar boyunca hep bulunduğu dönemin şartlarına bağlı olarak yeni kavramlar üreterek, bunun üzerinde ahlak ve yaşam felsefesine şekil verirken, kişiden kişiye değişen anlayışlar kimisine göre doğru kabul edilirse de tüm insanlar için temel bir doğru hala bulunmamaktadır.  Öy...

Aşk Neydi ?

Resim
Aşk neydi ?  Bir kişiye duyulan sevgi fazlası duyguya denirdi aşk. Ama Erich Fromm' a göre aşk beş şekilde vardır. Anaç,kardeş,cinsel,tanrı ve öze olan aşk. Bunlar hepsi bir çeşit sevgidir ama fazlası olduğunda hep ayni yola çıkar.  Anaç bir aşk mesela bir annenin duyduğu koşulsuz sevgiye denirdi. Ama gercekten bir aşk için karşı cins olmasi gerektiğide Freud tarafından savunuluyor. Basit bir ifadeyle aşk cinsellikten ortaya çıkan iki kişinin hormonal aktiviteleri olduğunu düşünüyor.  Aslında bu iki farklı savunucunun birini seçmişti bilim. Bilimsel olarak aşk duyguların değil  yaşamsal aktivitelerin devamı için hormonal bir kimyanın ortaya cikmasi olduğu açıklanmıştir. Psikolojide ise aşk hem duygu hem de hormonal bir ifadedir. Psikolog Robert Sternberg'e göre aşk teorisi şöyledir; aşk üç bağdan oluşur bunlar: yakınlık, bağlılık ve tutkudur. Eğer bu üçünden biri yok olursa aşk biter.  Baktığımızda aşk hayatın her anında var olan bir ifade. Tarihte b...

Günler

Resim
Günler geçsin ya da haftalar, aylar   Yalnızca bitsin şu kara günler Doğan güneş aydınlığı versin yüreğime Batan ay alsın tüm karanlığı hapsetsin boşluğuna Bir çiçek açsın mis kokulu Birde yağmur yağsın can suyu Gökyüzüne çizilmiş bir gökkuşağı Hayallerin tozpembe kaydırağı Sonunda bir küp mutluluk İçimde ulaşamayacağım huzursuzluk Ah gece ,ah gökyüzü  Mavinde ayrı bir hasret Siyahında ayrı bir keder Ah şu geçip giden günler  Hoscakalın yüreğinde daima umut besleyenler.                                                            🖋 K.E.

HER ŞEY ÜZERİNE

Resim
" Bir şeyi ne kadar istersen, ne kadar çok arzularsan o kadar yalnız kalırsın hayatta" Ah bee Ciritçi Abdullah. Bu sözden de anlamışsındır konuşma ümidiyle düşünceler arttıkça taştı, taştıkça taşıyamadım. Taşıyamadıkça büyük bir yük olarak kaldı üstümde. Yüküm azalır mı bilemem ama düşüncelerim hafifler belki. Konu olarak ne konuşacağız dersen her şeyi konuşacağız. Kalem sayesinde kağıda neyi aktarırsak artık. Konuşmaya çok sevdiğim bir şiirin giriş bölümünü söyleyerek başlamak isterim: Şöyle bir söz vardı; " Ben çiçeklerin samimiyetine inanıyorum. İster tenekeye ekin, ister en pahalı saksılara; emeğiniz kadar güzelleşiyorlar." Biz de sevgimizi yanı başımızdaki toprağa değil de dağdaki taşlara ekmeye kalktık.  Mutluluğu hep bir dağın arkasına bakarak orada zannettik. İşte en büyük en yanılgımız buydu."  Karakoç diyor ki," Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun..." Gerçekten bir şeyleri gerçekleştirmek adına zaman kısa. Aslında zaman hep aynı, hep aynı sey...