Kayıtlar

Her Kaçış Yüzleşilmeyen Derin Bir Yara

Resim
Kaçtığımız anılar, duygular ve gerçekler zamanla bize dokunulmaz gibi gelir. Gözlerimizi kaçışların ardındaki gerçeklere çevirdiğimizde ise içsel bir yüzleşme başlar. Bu zorlu süreçte derin yaralarımızı açıkça görmek iyileşme yolculuğumuzun ilk adımıdır. Kaçışlar , kendimizi koruma refleksi olarak ortaya çıksa da zamanla zincirleri olmayan bir hapis haline dönüşebilir. Yüzleşmek cesaret gerektirir, ancak bu cesaretle içsel gücümüzü keşfeder ve iyileşmeye başlarız. Kaçışlar sadece dışsal değil, aynı zamanda içsel bir süreçtir. Kendi zihinsel engellerimizle yüzleşmek ve duygusal karmaşalarımızla başa çıkmak içsel bir dönüşümü mümkün kılar. Derin yaraların iyileşmesi için kendi iç dünyamızda yaptığımız bu yolculuk bizi daha güçlü, anlayışlı ve bütünleşmiş bir birey haline getirebilir. Kaçışın ötesinde, yüzleşmenin getirdiği içsel özgürlük ve huzur vardır. Derin yaraların ortaya çıkması ve iyileşmeye başlaması gerçek bir dönüşümü müjdeler. Kaçışlar yerine yüzleşmek, kendi iç dünyamızın der...

İnsanın İçinde Ne Var

Resim
Bana bir gün deselerdi ki gün gelecek, hayata dair beslediğin umut, içindeki heyecan, saf ve güzel düşüncelerin, her şeye bu kadar olumlu yaklaşmaların ve bir çok şeyi değiştirebileceğine dair inancın ve daha dahası... Evet bu saydıklarımın hepsinin birer birer yıkılacağını ve yerine insanlara karşı büyük bir ön yargının, insanlığın utanç verici davranışları, dünyanın iyiye değil de sürekli kötüye doğru gittiğini dile getirselerdi... O insanlara mutlaka kızacaktım. "Siz ne diyorsunuz diye soracaktım." Neyse ki insanlar bana bunları söylemediler aslında kötü yaptılar ve söylemiş olsalardı. "Siz ne diyorsunuz?" Diye soracaktım. Ve savundukları tezlerini boşa çıkarmaya çalışacaktım. Hey o insanlar benden önce dünyanın bozuk düzeninden haberdar olduğunuz halde ve bunu kabul etmeyeceğimi bildiğim halde "neden beni uyarmadınız" demekten kendimi alıkoyamıyorum. Sahi dünyanın düzeni hep bozuk muydu? Çağlar boyu insanlar iyiye ve doğruya ne derece de ulaşabildiler....

Mektuplarla Veda

Resim
Kaç şiir gecti aradan bilmiyorum ama ben seni özledim. İlk oyuncağımla oynadığım mutluluk gibiydi seninle acılarım. Belkide acılardı beni sana bağlayan. Olmadı ilk oyuncak oynamasını bilmedigin için kırılır ya hep. İşte ben oynamasını bilmediğim için sende beni kırdın. Ve hep senden büyük birinden abladan, abiden, babadan ,anneden istersin ya tamir etmesini, edemediler kalbimi tamir. Olmadı her bir araya getirdiklerinde parçaları bir yapboz gibi uyandığımda yine parçalandı. Aslıda senin suçun yoktu ama kızacak biri lazımdı bana. İnsan en cok sevdiğine kızarmış ya benim ki de ondan. Ama hiç uyanmamayı diledim uzunca bir süre. Hayata baglı yaşayıp ama ipim hic kopmasın istedim.  Hayat salıncağında sallanmak ama hiç kopmasın istedim ip.  Olmadı koptu...   Bakma simdi özlem duyduğuma geçmişe. Dönebilseydim o günlere hiç aşık olmamak isterdim sana. Hiç yazmak istemezdim gönderilmemiş mektuplarımı. Hic yakmak istemezdim onları. Aşkı böyle yakan bir duygu olduğunu bilmek istemez...

Üç Katlı Bina

Resim
Karşımda üç katlı bir bina, yıkık dökük. Boyası gitmiş,sıvası dökülmüş, pencereleri kırık. Karşımda üç katlı bir bina, etrafında kediler yavrularını emziriyor. Ama  içinde yalnızlık  kalabalıkla kol kola geziyor. Bir kadın susmuş gözlerinden akan yaşlar konuşuyor. Adam aldatmış karısını af diliyor kızarmayan yüzüyle, çocuklar perişan biri hapishane parmaklıkları ardında, diğerleri kendilerini kurtarma çabasında.  Bir beton yığını gibi gibi duruyor karşımda ama her bir  tuğlası ağlıyor içeride yaşananlara. Her biri darmadağın olmuş hayatlar, her biri acı içinde insanlar. Karşımda işte o  bina yummuş gözlerini yaşlı kadın, evlatlarının acılarına. Herkes suspus olmuş, ölüm sessizliği almış her bir tarafı. Konuşsalar yıkılacakmış gibi bina... Ah üç katlı bina, her bir duvarında keder, her bir basamağında acı var. Konuş ey bina dök içini, anlat kahrını. Yıllardır durdun da ayakta kimse sormadı sana dayanabilecek misin diye, kaldırabilecek misin onca yükü...

Tecrübe Nedir

Resim
Onca emekle üst üste koyduğumuz umutlarımızı, hafif bir rüzgar esintisi değil miydi yere seren... Kaç gece de toparlamıştık onca düşümüzü, sarsılmaz bağlarımıza ne oldu? İçimizde neden kırıklar oluştu ki... Tecrübe nedir? Kaç kırılmadan sonra kazanılır ki tecrübe, kaç gidene alışıldıktan sonra tecrübeden bahsedilebilir ki. Bu gibi şeylerin tecrübesi olmaz.  Tecrübenin ne olduğunu söyleyeyim mi? Uzayıp giden sorunların merkezindeki bireyler olarak, sanırım deneyimlerimizin hepsi başarıyla sonuçlanması pek mümkün değildir. İşte bu nokta da ister başarılı olalım ister başarısız, deneyimlerimizin sonucundan kendimiz için yapabileceğimiz en iyi seçim tecrübe olarak nitelendirilir. Çünkü en iyi seçimi yapabilme kabiliyeti daha önceki iyi ve kötü tüm sonuçlara karşı bize iyi seçimin hangisi olacağı hakkında yaşamsal bir kurtuluş yolu sunmaya başlıyor. Bu tecrübedir. Örneğin hatalarımızın özgüvenimizi yerle bir ederken, başarının ipini yakaladığımızda devamının kendiliğinden gelmesi durumu...

HAL-İ VAZİYET-1

Resim
"Hani bir mektup yazarsın da sahibine ulaştıramazsın ya. Ne bir adres vardır ne de bir yol. Gidemez öyle yazdığınla kalırsın ya ama sonra bir bakarsın o insan gelir karşına..."   Böyle bir umutla ümitle bekliyor olmak hayatın doğum sancısında ve yaşamda insanı epey yoruyor olsa gerek. Bu umudu bir sızıya benzetebiliriz. Sızı en başta belki hafifti ama daha sonra etkisini arttırarak devam ettirdi ya da tam tersi bir hadise de olabilir. Belki bize bu umudu aşılayan şeyin suretini değil siretini hissettik, anladık. Öyle bir umut beslemeye başladık. Olması gereken de bu: Surete aldanırsak sireti ortaya çıkınca suratına tüküresin gelir.   Peki bize bu umudu yaşatan kalbimiz midir, aklımız mıdır? Herkesin cevabı elbette ki farklı olacaktır ama bu biraz da umudu nasıl tanımladığımıza bağlı değil mi? Benim için "Umut" aklımızın algıladığı, algoritmasını çizdiği ama kalbimizle bütün vücudumuza sirayet eden durumdur. Kalp diyenler çoğu zaman duydudaştır ya da hissiyle duygusu...

Düşünüyorum

Resim
Yaşamımız boyunca, yaşadığımız tüm sorunlarımızı acaba zamansal bir boyutta geçirdiğimiz bir talihsizlik olarak mı nitelendirileceğiz. Yoksa içinde bulunduğumuz mekanın yanlış bir zamana denk geldiğini mı düşünmeye başlayacağız. Bunun ötesinde tüm talihsizlikler karşısında hiç bir şey yapmadan kendimizi kaderin kurbanı mı sayacağız acaba… Bu hayatta yaşanacak ne kadar çok hakikat varmış demek geliyor içimden. Herkesin ayrı bir doğrusu var sanırım. Bizim yaşadığımız coğrafya da öyle bir yer. Büyüklerin akıl hocası olduğu küçüklerin ise onlara itaat etmek zorunda olduğu küçük bir yer… Bir de şunu demek istiyorum. Hakikat nedir? Hakikati ölçme ve değerlendirme anlayışımız neye göre şekilleniyor. İnsanoğlu yaşadığı çağlar boyunca hep bulunduğu dönemin şartlarına bağlı olarak yeni kavramlar üreterek, bunun üzerinde ahlak ve yaşam felsefesine şekil verirken, kişiden kişiye değişen anlayışlar kimisine göre doğru kabul edilirse de tüm insanlar için temel bir doğru hala bulunmamaktadır.  Öy...