Kayıtlar

Sevdanız tutkuya dönüşmüş olabilir.

Resim
Gönül işte bazen öyle bir sevdaya tutulur ki, tam anlamıyla ne sevebilir, ne de terk edebilir. Ama aslında öyle bir bağlanmışsın ki gözlerinde o perde fark edilir hale gelmiştir. En güzel sevinçlerle bir yanın yerinde durmazken, bir yanın acı bir acizlik içerisindedir. Ve yıllarınızın en güzel hatıraları tarihe arşivlenirken, kanayan tarafı da yazıyor o sayfalara... İç çekişmeler sancılı birer sohbet konusu, ilhamınız acı bir yorgunluk ve belki de tüm teselliniz bir kahve fincanında Sevdanız berrak, riyasız, çıkarsızdır. Ölümüne kadar dediğiniz anda işler bozulmaya başlar. Hemen oracıkta bir kuşku yerleşir içinize, önceleri korkunuz yüzünden ihtimal vermediğiniz o aşkınız artık içten içe içinizi kanatmaya başlamıştır. Tutkuyla sarıldığınız sevdanız hançerleremeye başlamıştır sizi göğsünüzden.... Hala içinizde itiraf edemedikleriniz korkular vardır. Bunun üstesinden gelemeyişinizle eleştiriler başlar: Şöyle olsaydı, bunu yapmasaydı, değişmeseydi eskisi gibi kalsaydı... Söz öyle bir yere...

Labirent

Resim
Gözlerimiz kapalı büyük bir labirentin içerisindeyiz. Yolumuzu bulmak için dokunduğumuz rabirent duvarları her seferinde yine bir çıkmaza sürüklüyor.  Ama pes etmiyoruz. O labirentten bir çıkış olduğunu biliyoruz. Buna rağmen çoğu zaman yolun sonunda kör bir duvar ile karşılaşıyoruz. Geri dönüşlerimizde gözlerimiz kapalıyken her seferinde uğradığımız kör noktaları iyice zihnimize yerleştirmeliyiz. Aksi halde aynı koridorlarda aynı kör duvarlarla karşılaşırız. Bu bizim için artık sadece zaman kaybı olmaya başlayacak! Tüm bunlar olurken insanın içinde hissiyatları var. Gözleri kapalı da olsa aynı yoldan ikinci geçişinde "Ben burdan geçmiştim." diyecektir. Tıpkı dejavu anlarındaki gibi "Ben bu anı daha önce yaşamıştım." der. Hayat bir labirent koca bir labirent, Biz hayat labirentlerinde gözlerimize perdeyi çekmiş insanlarız. Görmek istemediğimiz onca şey var ki buna rağmen çoğu zaman bir yol arayışındayız! Ve genellikle yanlış seçimlerle o kör duvarların çık...

Gönüle Bir Haber

Resim
Bir haber düşer gönlüne için geçer içinden...  Bir yangın sarar bedenini hangi derde divanesin... Sevdasına vurulduğun yolun yarısındayken bir haber gelir durduğun yerde öylece kalırsın... Geriye aşık gönüle sus demek kalır, içinde ölene dur demek... Yüreğini mezar eylemek... Ve yolun yarısındayken, ömrüne koca yükü bindirmek... İşin acı tarafı insanın içinden sevmesi kaçıyor. Vurulduğu sevdasına kırıldığıyla kalıyor... Aşık olanın derdi mi biter? İçine gömdüğü sevdasına hançer saplar... Bir mezar taşır içinden onu bile rahata erdirmez... Bir sevdadır tutturulur... Kaldığı o yolun yarısında ölüm ile bucalatır. Ne laf dinletebilir, ne de buna sus denilebilir... Ve gönüle dert mi sorulur. Ancak dersin ki; söyle gönül neydi çaren? İçinden bir ses yükselir. Bu ses tanıdıktır. Ve derki: "Gidene geri gel mi denilir"  Ama cümleler kurmayın! Yoksa bütün yakarışlara inat içinden bir haykırış daha "Aşık olmuş bülbüle hiç sus mu denilir."

Ben Kimim...

Resim
Soluksuz bir gecede, karşımda duran aynanın içerisinde karanlık yansımamı dost saymışım. Gözlerimi her yumduğumda  uykumu kaçıran o dostun sessizliğidir. İçimde olduğum durumun kaosuyum, üzerimden geçiyorum. Bir izdiham yaşanıyor bende... Bir anda yere serilen onca düşün katiliyim. Kendimle savaşım zalimcedir. Ölen benden bir parçadır. Susmuşluğumla haykıraşlarımın kısık haliyim. Benden gidenleri, birer birer arka bahçeme gömenim! Sabahın şafağında yeniden doğanım. Geceyi unutan o katilim hala... Sahte gülümsemelerin yüzsüz haliyim! Dolaştığım caddelerin umut toplayanıyım! Bir inanç taşıyanım ben... Ölüm ile yaşam arasında kalmış ince bir cizgiyim. Öldürdüğüm düşlerin yeniden yeşertenim! Ben acıya gülen, mutluluğa hüzünlenebilenim! Herşeye rağmen pes etmeyen bir devrimim! Ben kimim! Biliyor musunuz? Gerektiğinde acı hisseden, gerektiğinde mutluluğu paylaşabilen, kendimle meşgul olduğum kadar gerektiğinde kendimi unutabilenim. En çokta sizin gibiyim! En çokta içinizdeki o ses...

İlk Karşılaşma

Resim
İlk karşılaşmaydı; yollar iki sokağın kavşağında kesişiyordu. Adamın gönlünden sevmek geliyordu. Birini sevmeliydi. Sokağın aşağı tarafından bir kadın beliriyordu. Yolları orada kesişecekti. İlk karşılaşma adam sokağın başında öylece bekliyor. Kadın yoluna devam ediyor. Ve gözden kayboluyor. İkinci gün doğuyor. Adam yine aynı yerde bekliyor. Kadın gelip geçiyor adamı fark edemiyor. Günler geçiyor adam her gün o saatte orda bekliyor. Kadın bişeylerin farkına varıyor. Ama yine umursamıyor. Aradan bir ay geçmişti. Adam hala bekliyor. Kadın umursamadığı adama karşı biraz bakmaya başlıyor. Adam emek veriyordu. Öylece bekleyerek, yerinde durarak... Kadın bunu yeni anlamaya başlamıştı.  Günün akşamı kadın eve gelirken, adam  kafasında iyice yer edinmişti. Hatta uyurken rüyasına da dahil olmuştu. Ertesi sabah kadın heyacanla kalkıyordu. Bu sefer kadın adamı görmek istiyordu. Evden aynı saatte çıkıp sokağın başına varıyordu. Adam yerinde yoktu. Tamda her şey olacağına varırken... K...

Pusulasız ve Bitkince

Resim
G ülümsemelerin kurmaca olduğu kurmaca dünyanın sahte mutluluklarını, kaç mevsim baharıyla gizleyebiliriz? Alışık olduğumuz yüz hatlarımızdaki buruk ifadeyi hangi anlamsız tebessümlerle saklayabiliriz?  Ömür bindirdiğimiz gemilerin o limandan ayrılışına katlanırken; kaç kelimeyle anlatabiliriz ki sessiz bakışlarımızı... Hayata anlam mı katıyoruz. Yoksa hayatımızdan daha kaç yılı çıkarıyoruz, bilmiyoruz. Belki de zaman çizgisinin sonuna hızlı adımlarla koşarken; yitirdiğimiz bir kaç güzelliğin de aldatıcı olduğuna ikna olacağız... Mutluluklarımızı nerde ve ne zaman  kaybettik? Sahi çocukken gözlerimizi yumduğumuzda sahip olduğumuz düşlere  ne oldu? Bizi böyle  eksiltmeye başlayan neden neydi? Mutluluklarımızı hangi gecenin kabusana kurban ettik? Bu sorular bir tarafa dursun. Bizi kurmaca gülümsemelere iten asıl neden neydi? Sahte mutlulukların kahramanı olmaktan öteye vardığımız başka bir mutluluk var mıydı?   Yüzlerimize çizdiğimiz gülümsemelerin ve ...

Dünya ve İnsan

Resim
Bir süreden sonra anlayabildiysek, ya dünya bize fazla geliyor ya da biz dünyaya fazla geliyoruz. Ve biliyoruz ki her ikisi de aynı yola çıkıyor. Ve geriye yarım kalan bir tarafımız kalıyor. Ama dünya fazla geliyorsa; suçu dünyada aramamak gerekir belki. Belki de suç insan denilen dünyalılar da... İnsanı daha önce şu cümlelerle tanımlamıştım: "İnsan; Hevesleriyle kötülükler işleyen zalim insan Ölmeyecek hırsıyla güç elde etmeye çalışan insan Yeryüzünü yıkıp sonunu getiren insan Bencilce herşeye sahip olmak isteyen insan..."  insan böyleyken dünyanın bize fazla gelmesi ya da bizim dünyaya fazla gelmemizin pekte önemi kalmıyor. Kavramsal olarak pekte iyi tanımını yapamadığımız insan türünün birer ferdleri olmakta ayrı bir sorun! Çünkü insanın hırslarını; soğuk savaşlardan sıcak savaşlarına akın ediyor. Umutsuzluğun bekçiliğini üstlenirken, sonsuz çıkar ilişkileriyle sayısız katliamın sorumlusudur. Ve riyakarlığın abidesidir insan. Yalancı, dolanbaz, sevgi yok...