Kayıtlar

İki Dal Gölgesi Kadar Özgür Olmak

Resim
Odamın camlarından süzülerek içeriyi turlayan dolunayın ışıklarıyla pencereye doğru yol alıyorum. Pencerenin önüne vardığımda farkediyorum ki iki dal bir o yana bir bu yana odamın duvarlarında gel gitlerle voltalar atıyor.  Dolunayın bir odaya hapsettiği iki dal bir gece de iki özgürlük mahkumu gibi davranıyor. Oysa benim şahit olacaklarıma şahit olsunlar istiyorum. Pencerenin kıyısından gökyüzüne doğru dolunaya bir baktığımda bir anda samanyolunun milyonlarca yıldızı arasında kaybolmaya başlıyorum. Kayboluyorum kaybolmasına da özgürlüğü de anca o kadar geniş bir sonsuzlukta bulabiliyorum.  Oysa bizler dünyanın neresine gidersek gidelim. Hiç bir zaman insanın zalimce uygulamalarından dolayı, insanın o öfke, kin, nefret bakışları altında asla özgürleşemeyeceğiz. O iki dal gibi bir odaya hapsolunsak belki de milyonlarca insanın arasından dolaşmaktan daha özgür olacağız.    Gökyüzündeki sonsuzluğun içerisinden bize ulaşan ışığa aldanıpta sürüklendiğimiz göky...

Gerçek Ne?

Resim
Gerçek  ne? Aslında  gerçeğin  ne olmadığını  anlatabilirsek geriye gerçeklerimiz  kalmış  olacak  gerçeğin ne olmadığını ise var olmasına  rağmen anlamsal olarak hiç  birşey  ifade etmeyen herşey gerçek  değildir.  Yani bir şeyin  var olması  onu gerçek  yapmaz. Gerçeğin  ne olduğunu  ancak gerçek  olmayanlarla tanımlayabiliriz. Yanlış  olmasa doğru gerçek olamaz en temel anlamda... Ve herbirimizin  geçmişten  gelen inanarak  bağ  kurduğumuz anılarımızın birer  gerçeğe  dönüştüğünü inkar edemeyiz. Gerçeğin  her zaman güzelliklerden  ibaret olduğunu söyleyemeyiz elbette. Acı  gerçeklerimiz de tamamen anlamlı kıldığımız  acı  deneyimlerimizin düşünceye  dönüşmesinden  dolayı gerçeğimiz oluyor. Ama ben yine inadına  ardımda kalanları anımsıyorum, sonra  bir ritim kaplıyor dört yanımı, gidişlerin gerçe...

Unutmadığımız Anılar

Resim
Ölsem dahi unutmayacağım dediğiniz kaç anı hatırlıyorsunuz? Kendi adıma söyleyeyim: "Öyle zamanlar oldu ki hiç bitmesin istedim. Ama anılarım birer birer elimden kaçar hale gelmişti."  Onun için unutmak tercihimdi, benim için kaçıştı çünkü kimse kötü zamanlar biriktirmek istemez. Sanırım benim de olumsuzları hayatımdan silmem gerekirdi. Buna rağmen adını koyamadığımız anılarda biriktirdim. İçimdeki yaşama sevincini coşturan anılar... Her anımsamam da küçük gülümsemeler bırakan anılar... Hala hayallerimin malzemesi olan anılarım var. Yine koca eksiklikler var bende sildiğim bir sürü koca zamanlar da var. Ama sizde benim gibisiniz. Adını koyamadığınız anılarınızla bir nevi yaşama sevincinize destek oluyorsunuz. Sıra olumsuzluklara gelince bir sürü acı çekiyorsunuz baş edemeyince de silmeye başlıyorsunuz kötü zamanlarınızı... Sonra hiçleşmiş koca bir boşluk bırakıyoruz. Peki hiçin içini dolduranı duydunuz mu? Hiç içinde ayrı bir parantez açmak lazım sanırım. Varlığ...

İlk Karşılaşma (2.bölüm)

Resim
Hayat ilk karşılaşmalarda birer fırsat sunar hepimize, sonrası acısıyla tatlısıyla yaşarız. Bazen de payımıza ne düşeceğini hiç bilemeyiz. Bu bölüm " İlk Karşılaşma " yazısının devamı niteliğindedir. Şimdi kaçıncı karşılaşma adam da, kadın da bilmiyor. Ama ilk karşılaşmayı hiç unutmadılar... Hayatlarına öyle acılar sığdırdılar ki; bütün engeller onları ayırmaya inat etmişken, onlar kanayan yaralarına tuz basıyorlardı!  İlk aksilik evliliklerin yedinci ayında kadın daha doğmamış bebeğini kaybediyordu. Adam çalıştığı iş yerinde kolunu hain doğruma makinesine kaptırıyordu. Kadın kaybettiği bebeği ile sarsılırken; adam ayrı dünyalar da bundan sonra ne yapacağını düşünüyordu. Ama aralarında ki o bağ bencil düşüncelerini hemende gömüyordu orada... Tüm aksilere inat ince bir sevgi çemberi sarmışlardı etraflarına... Tüm zorluklara inat, küçük umutlar biriktirmeye devam ediyorlardı geleceklerine... Çekilmez acı hayatlarına inat, renklerin orta kuşaklarında mor ile süslüy...

Sevdanız tutkuya dönüşmüş olabilir.

Resim
Gönül işte bazen öyle bir sevdaya tutulur ki, tam anlamıyla ne sevebilir, ne de terk edebilir. Ama aslında öyle bir bağlanmışsın ki gözlerinde o perde fark edilir hale gelmiştir. En güzel sevinçlerle bir yanın yerinde durmazken, bir yanın acı bir acizlik içerisindedir. Ve yıllarınızın en güzel hatıraları tarihe arşivlenirken, kanayan tarafı da yazıyor o sayfalara... İç çekişmeler sancılı birer sohbet konusu, ilhamınız acı bir yorgunluk ve belki de tüm teselliniz bir kahve fincanında Sevdanız berrak, riyasız, çıkarsızdır. Ölümüne kadar dediğiniz anda işler bozulmaya başlar. Hemen oracıkta bir kuşku yerleşir içinize, önceleri korkunuz yüzünden ihtimal vermediğiniz o aşkınız artık içten içe içinizi kanatmaya başlamıştır. Tutkuyla sarıldığınız sevdanız hançerleremeye başlamıştır sizi göğsünüzden.... Hala içinizde itiraf edemedikleriniz korkular vardır. Bunun üstesinden gelemeyişinizle eleştiriler başlar: Şöyle olsaydı, bunu yapmasaydı, değişmeseydi eskisi gibi kalsaydı... Söz öyle bir yere...

Labirent

Resim
Gözlerimiz kapalı büyük bir labirentin içerisindeyiz. Yolumuzu bulmak için dokunduğumuz rabirent duvarları her seferinde yine bir çıkmaza sürüklüyor.  Ama pes etmiyoruz. O labirentten bir çıkış olduğunu biliyoruz. Buna rağmen çoğu zaman yolun sonunda kör bir duvar ile karşılaşıyoruz. Geri dönüşlerimizde gözlerimiz kapalıyken her seferinde uğradığımız kör noktaları iyice zihnimize yerleştirmeliyiz. Aksi halde aynı koridorlarda aynı kör duvarlarla karşılaşırız. Bu bizim için artık sadece zaman kaybı olmaya başlayacak! Tüm bunlar olurken insanın içinde hissiyatları var. Gözleri kapalı da olsa aynı yoldan ikinci geçişinde "Ben burdan geçmiştim." diyecektir. Tıpkı dejavu anlarındaki gibi "Ben bu anı daha önce yaşamıştım." der. Hayat bir labirent koca bir labirent, Biz hayat labirentlerinde gözlerimize perdeyi çekmiş insanlarız. Görmek istemediğimiz onca şey var ki buna rağmen çoğu zaman bir yol arayışındayız! Ve genellikle yanlış seçimlerle o kör duvarların çık...

Gönüle Bir Haber

Resim
Bir haber düşer gönlüne için geçer içinden...  Bir yangın sarar bedenini hangi derde divanesin... Sevdasına vurulduğun yolun yarısındayken bir haber gelir durduğun yerde öylece kalırsın... Geriye aşık gönüle sus demek kalır, içinde ölene dur demek... Yüreğini mezar eylemek... Ve yolun yarısındayken, ömrüne koca yükü bindirmek... İşin acı tarafı insanın içinden sevmesi kaçıyor. Vurulduğu sevdasına kırıldığıyla kalıyor... Aşık olanın derdi mi biter? İçine gömdüğü sevdasına hançer saplar... Bir mezar taşır içinden onu bile rahata erdirmez... Bir sevdadır tutturulur... Kaldığı o yolun yarısında ölüm ile bucalatır. Ne laf dinletebilir, ne de buna sus denilebilir... Ve gönüle dert mi sorulur. Ancak dersin ki; söyle gönül neydi çaren? İçinden bir ses yükselir. Bu ses tanıdıktır. Ve derki: "Gidene geri gel mi denilir"  Ama cümleler kurmayın! Yoksa bütün yakarışlara inat içinden bir haykırış daha "Aşık olmuş bülbüle hiç sus mu denilir."